Çıplak bir odada gibiyim sensiz..
Puslu bir sabah yarısı yüreğim!
Günbatımlarında kayıp yarısı..
Ve her gece kollarında uyuyorum,
senden habersiz..!

Bir uykunun en güzel yanı
seninle uyanmaktır
senden uzak bir uykuyla
kandıramıyorum hiçbir geceyi

nereye bir mum yaksam gözlerinsiz,
karanlık kalıyor
ve nereye seni alsam,
beni bir ağlamak çağırıyor

güze sarı yakıştırıldı hep
can belada yok oldu
sevdim seni desem
sarı olmak vardı sonunda
yaprak yaprak dökülmek..
kuruyan dallarımın kırılması vardı
kırılanlar geri takılmıyordu yerine
onarılması imkansız yaralar açılırdı bazan
bazan güz sarıda kaybolurdu
can belada...

sevmek üzerine çok şey vardı söylenecek
söyledim ben de yüzümü dönüp
o eski silinmemiş sevdalara
sevmek dedim, geri dönmemekse gidilen yerden
sevmek dedim, başlamamaksa bittiği yerden
sevmek dedim, hiç olmamaksa yeniden
dönme, başlama, hiç olma!
ben sevgimi sundum dikenlerinden temizleyip
sen kanatan sevgiden söylendin, hiç yorulmadan..
yaşamam gereken sevgiydi, aradığımdı hep
yaşadım son an'ına değin
son ki, sevgide olmayandı
hiç elde var demedim
rafa kaldırmadım
içimdeki alev, gözlerimdeki bakış
dinmeyen susuştu
sevmek istedim seni, sevdim
bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli
ÖYKÜLENMİŞ BİR DÜŞ
Öykülenmiş bir düş gibi,
düşüşlerde tek taraflı tutunduğum
gözlerini sustum...
yalan,
sevmedim desem hep yalan...
Bir ayrılık sancısı, bir kavuşmaya sevinememek,
ellerine dokunabilme sanısı,
bunca zaman habersizce biriktirilmiş sözler,
bitmeyen bir senfoniyi dinler gibi suskun
dinleyiciler,
aklımda sen...
Bir yandan sözü yazılan, bestesi yapılan
diğer yandan çalınan ama ritmini hiç yitirmeyen
bir yaşam desem,
sevmek desem,
bakkala gitmek gibi,
yüzünü yıkamak gibi olağan olan...
Tanrı gibi ellerine muhtaç olduğumu söylesem....
Olmadığını görmek, akşama dönmeyeceğini bilmek...
aslında bu beklentilerden hayatın gerçekliği
kadar uzak olduğunu bile bile istemek,
istemeyi tercih etmiyorken...
her gece konuk etmek seni rüyalarda...
Elini sıkmak eline dokunamıyorken,
gözlerin karşımda nefesin kulağımda içimde
dağlar taşlar yer değiştirirken
ve
nehirler tozlarını alırken içimin,
susmak....
İçi boş bir kıyafet olmak değil midir....
Bu yabancı,
aslında yüzünü kaçıncı kez gördüğünün resmi
değil midir...
köşe başlarında soluk aranan...
Seni sevmenin onur haftasıydı geçtiğimiz....
Benim olmadığım düğünler,
senin olmadığın bayramlar yaşadılar,
bayramlık sevinçlerimi başucumda sustum hep...
Sen gözlerin yaşam,
başka sevinçler
peşindeydin...

AYRILIK VAKTİ
Hayatın birkaç bilinmezliğinden biridir ayrılık... Hep kaçamak cevaplar verilir; sebebleri sorulunca da suçlamalar başlar karşılıklı. Kimse ilk zamanlar anlamaz ayrılık vaktinin aslında yeni aşkların vakti olduğunu.
Dayanılmaz bir sis çöker içimize. Yolları kapanır sanki benliğimizin. Söylenen bir kaç söz , kar yağdırır felç olan yolların üstüne, tıkanır her yol, her sokak, her mahelle. En son söylenecek sözler ilk önce çıkar iki dudağımızdan bilinmeden... Gözler buğulanır yada açılır öfkeden. Yıpranır tüm duygular, tüm heyecanlar. Yaşanmışlara lanet ederiz kendimizce. Hayatın bir maskeli balo olduğuna inanırız, herkesin melek maskeleri ile dolaştıgını görürüz sokaklarda. Ayrılık kurşunları doldurulmuş silahlar ise bellerde. Artık güvenimiz yoktur sevgiye ve aşka. O güzel duygularımız kundaklanmıştır. Sevginin sinesine hançerler saplanmıştır bir kere. Şehrin üstünü bulutlar kaplamıştır. Geceler en sadık dostumuz olmuştur. Duygularımız ve yaşadıkalımız artık rakı masalarında mezedir. Çevremizi mantık kostümleri ile gezen insanlar kaplamıştır. Artık bir daha sevmeyecegiz deriz kendimizce, efsunlu güzellikleri yitirdiğimizi sanırız.
Maskeli balo misali devam eder hayat, anlar hızla tüketilir. Herkes melek maskeleri ile dolaşır yollarda, sokaklarda. Ayrılık kurşunları ile doldurulmuş silahlar ise bellerde. Korkak eller her an tetiği çekme telaşı içerisinde. Zor kararlar cesaretin gölgesinde yetişir. cesaretin ise dalları duygu çiçekleri ile bezelidir çoğu zaman . Duyguları takip etmenin son durağıdır mutluluk, hazır yürekler için. Tarih ve ayrılık kelimesinin telaffuz edilmediği dillerde ve prangasız gönüllerde filizlenir sevgi ile aşk çiçekleri. Sevgi göze alabilmektir, aşk ise hayatın mazereti..
EMRE ÖNDER
Arkasını kendisi getirecek o ilk cümlenin peşindeyim. Şimdi aksın
istiyorum söylemek istediklerim irin gibi vücudumdan, aklımdan.
Bu bir kıble değişikliğidir.
Sonra yavaş yavaş unutmalıyım dili...

BİR AYRILIK SEREMONİSİ
Uzun uzun yollar beklemede seni
Ne suskunluk bir şey anlatır bana
Ne de dünyevi bir hareket
Yalnızlık ömürler yer,
Asırlık çözümsüzlük...
Sırası geldi sanırım
Sadece beline dokundum
Özür dilerim
Senden habersiz konuk ettim
seni
Hatta seviştim
Söylemesi zor şimdi
Ne sığdırabilirim kelimelere
Ne de hissettirebilirim sana
Herkes aynı mı yaşar ayrılığı?
Vakti geldi dense, bir yalnızlık
öyküsü
Örtülü ve telaşlı dillendirilir
Kimse ölmez, bilirim
Sen bile yabancı kalırsın
bendeki Sen'e
Her şey eskisi kadar kolay olsa
Kolay olsa susmak, söylemek
Dilimize ket vuran bu
büyümüşlük
Hep aşklarla olgunlaştı köşe
başlarında
Ve aşklarla sustu içimin asi
dağlarındaki yankı; yalnızlık
Yanlış yollarda kaçırılan
kestirmeler
Başkalarının nefesi gibi şimdi
Karşı koymaya yeltenenin
elinde hep
Yanlış yolların doğruları eksik
Gerçekleri -kendilerinin
dışında- hep tanıdık
Bir şarkılık söz, tek kelimelik
gerçek gibi
Günlerdir içimde yaşıyorum
seni
Gözlerini kapatmıyor
gözlerim...

Ve bir gün çıktın karşıma.
Şimdi seni bulmanın coşkusudur bu içimden dışarıya taşan...
Yepyeni bir hayatın başladığını biliyorum.
Ve bu hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şeyin sen olduğunu da...

NEŞTER VE GÜL
suyu ve ateşi denedim
önce denedim
örselendim
mayalandım
şimdi sen varsın
neşteri ve gülü denedim
büyük ıssızlığı
yassı kalabalığı
sesi ve çığlığı denedim
şimdi sen varsın
sonra bir yanardağ buldum
orada kaldım
bir öpmek
bir sevmek
bir gitmek kaldım;
bir çığlık
bir rüzgar
bir ölmek kaldım
/ve çığlık,
kanun hükmünde bir kararnamedir artık!/
sevdam,
patlayan çığlıkla kana
dön yüzünü
yüzümde unutsana
Yılmaz Odabaşı
SEN YOKTUN..
Sen Yoktun
Günler zakkum yaprakları gibi
Birer birer dökülürken ayaklarımın dibine
Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi
Senin aydınlığını bekledim
Sen yoktun
Binlerce adım attığım bu kentin sokaklarında
Her köşeyi her parkı her ağacı ezberledim
Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında
Seni aradım
Sen yoktun
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı
Her bir hücremin cezasını ta yüreğimde hissederken
Beni enkazın altından çekip alabilecek
Ellerini aradım
Sen yoktun
Özlem şarkılarını ezberledim
Kimini bağıra çağıra kimini fısıltıyla söyledim
Karanlığa haykırdım hasretini
Sesimi duyacaksın diye bekledim
Sen yoktun
Senden gelecek tek bir haberi bekledim
Saatler asır gibi geldi geçmedi
Çalan her telefonu
Yüreğimin deli gibi çağlayana dönen atışıyla açtım
Senden başka duyduğum her seste
Hep aynı hayal kırıklığını yaşadım
Onlar beni duymak istiyordu bense seni
Sen yoktun
Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi
Karanlığın kucağına uzattım her gece
Bir an önce sabah olsun diye
Uykunun beni çekip almasını istedim
Olmadı!
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan
Kaç gece merdivenlerdeki ayak seslerini dinledim
Gelen sensindir diye
Sen yoktun
Her akşamla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine
Ay yalnızlığın işaretiydi benim için
Beni ıslatan yağmur olmadı
Ben senin özleminle sırılsıklamdım Ağustos sıcağında
Hayat bana merhaba dedi
Uzun ayrılıktan sonra gelmez dediğim
Göçmen kuşların dönüşünü gördüm
Sen yoktun
Gökyüzünün sonsuz maviliğine umut bağladım
Sokaklarda fark ettim bekleyişlerimi
Hep sensiz arabalar geçti yanımdan
Ben yıldızların hasret türkülerine eşlik ettim
Sen yoktun
Gözümden tek bir yaş kalmadı
Onlar sana aktı sana akmalıydı
Kimselere söyleyemedim acılarımı
Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım
Nice fırtınalar koptu yüreğimde
Dalgalar dövdü hayallerimi
Sığınacak bir liman yaslanacak bir omuz aradım
Sen yoktun
Kadri Çelik

KİM GÖLGESİNDEN KAÇABİLİR Kİ?
Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü
kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?
Kim gölgesinden kaçabilir ki?
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
Durup durup ardına bakan kadınlar vardır.
Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk...... her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.
Murathan Mungan

Hep aşktan konuşmalıyım
İçimdeki yarayı büyütmeliyim
Yüzüne baktıkça acı çekmeliyim
Sonra bana dokunmalı,
Elleri acılarıma değmeli
Ağlamalıyım iyileşirken
Sonra en baştan ...

OTLARIN GÖRKEMLİ ve GÜZEL
ÇİÇEKLERİN MAĞRUR VE ANLAMLI OLDUĞU ZAMANI
ÇOK GERİLERDE BIRAKTIK
YAS TUTMAK YOK
ÇÜNKÜ BİZ ANILARIMIZLA GÜÇLENDİK ARTIK

Nasıl bir sevmekse bu ???
İşte,
Hâlâ “Var” olan “Ben” için!
Yüzyılın yalancılarından bir yalancı olarak!
Yüzüm bile kızarmadan!
Gönlümde sanal bir yangın...
(Ne garip.......?)
Ateşsiz!
Külsüz!
Desem ki...
Seni seviyorum!
Her söz bir yana kaçsa!
Sadece insanlar değil,
Bütün kuşlar...
Pınarlar...
Ve rüzgârlar...
Herkes sussa keşke...
Her şey sussa...
Ben de sussam da...
Dolaysız, zamansız, apansız!
(Nerededir o dem......?)
Sadece Sen!
Desen ki...
Seni seviyorum!



