Deli's profile(¯`♥´¯) eNdLeSsLoVe (¯`♥...PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    April 16

    уαиιт-ѕιz уαиgιиℓαя

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    YaNıT-SıZ YaNgInLaR

     

    Hep azıcık bir vaktimin olduğunu anlattı kaybettiğim sevdalarım. Zamanın nasıl değerli olduğunu anladım,

    keşke bir kez daha sarılsaydım dediğim hoşçakal sözlerinde...

    Ölüm o kadar kalıcı ki, bir şeyler bitse de, içinde devam ediyor bu hiç bitmeyeceğini sandığın acı...

    Sana yazarken, her şeyin eskide kaldığını fark etmek canımı yakıyor.

    Alev alev sandığım bir aşk değil; belki de bir yanılgı!

    Sürekli resmine bakıp bakıp duruyorum. Gözlerindeki anlamı çözmek,

    sana kendimi yakın hissettirmek için kaç denizi aşmam gerekiyor acaba..?

                                                         

     Yollar sürekli yağmurlu ve kapalı...

     

     

     

    Nan Gibi


    Ve gözlerin gelir geçer içimden,
    Su içerken, sen sokulurken akşam kızıllığına,
    Ekmeği bölerken,
    Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
    An gibi aklımdasın...

    Gelir geçer gemiler,
    Belki sende geçersin diye,
    Bir kumru konar her sabah pencereye,
    Bir miladı taşır gece bir yıldız,
    Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı,
    Hani sarılırsın kendine,
    Hani aklın karışır,
    Bu bir divaneliktir gönül ah'a alışır,
    Ömrüm bitse ne çıkar,
    Can gibi aklımdasın...

     

    Gündür bu geçer gider,
    Belki bir şey kalmaz sanırsın,
    Yani bir sabah uyandığında,
    Ne hayatın tortusu, ne kokusu alışmışlığın,
    Her şey başka olacaktır,
    Başka bir otobüs, başka bir gazete,
    Resimlerden silinecek yüzün belki de,
    Ne adın, ne sanın,
    Bir şafak vakti açınca gözlerini,
    Bir merhabayla,
    Yeniden kurulacak dünya,
    Ve sen her şafak,
    Nan gibi aklımdasın...

    Bazen bir şey geçer içinden insanın,
    En ücra yerlerinden, cesaret gibi bir şey,
    Ne olacak işte, kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel,
    Fasulyenin tadı yoksa,
    Şarkılar yakmıyorsa içini,
    Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa,
    Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay Mahallenin en güzel kızına,
    Denizin tuzu, Yalnızlığın bahanesi yoksa,
    Bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına,
    Zannetmeki ölmek zor, ölmek kolay, kolay da!
    Kan gibi aklımdasın...


    Bu da geçer, her sabah kanayacak değil ya,
    Bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın,
    Biraz da helvası bizim bakkalın,
    Senden ayırdığım üç beş zeytin,
    Otururum sofraya,
    Her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın,
    Bende unuturum, nasıl unutulursa sana susuzluğum,
    Ve nasıl becerdiysem kahrolmayı,
    Öyle unuturum,
    Ekmek gibi, Nan gibi aklımdasın...

    Ve gözlerin gelir geçer içimden,
    Su içerken,
    Sen sokulurken akşam kızıllığına,
    Ekmeği bölerken,
    Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan,
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar,
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı,
    Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını,
    An gibi aklımdasın...
    An gibi aklımdasın...
    Aklımdasın....


    İbrahim Sadri

     

     

    April 15

    BiTmE..

          
     
     
     
    BİTME
     
    Bitme, bak, içtim, yürüdüm, kederlendim
    Denize girdim, üşüdüm, sana geldim.
     
    Düş bitmeden, sen bitme.
    Bitmeden sevgi gitme.
     
    Bitme! Bak koştum, savruldum, hep örselendim.
    Cigara ziftlendim, ille de seni sevdim.
    Uzaklarda öyle çok kederlendim.
     
    Günler bitmeden bitme.
    Bitmeden hasret gitme.
     
    Bu yangın geceler, bu intihar.
    Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar!
    Bu dolunay gecenin göğsünü yarar.
    Benim göğsümde de sana geniş bir yer var.
     
    Düş bitmeden sen bitme.
    Bitmeden sevgi, gitme..
     
    Yılmaz ODABAŞI
    April 07

    αşк, υу∂υя∂υğυмυz єи güzєℓ уαℓαи!


    Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

    Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.


    “Bana kalan,
    Beni kalansız bölen bu şehir.
    Ah! bu şehir, yalan şehir”


    demek isterdim; ama yalan olan sendin. Benim yarattığım, inanmak için yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. Sen gittin...

    Aslında içimden giden sevgili değildi. Ben sadece, yalanıma inanmıştım. O, gerçekti... Aşk bitmişti. Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da sözde, nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? Aşk ve yalan, güzel ile çirkin, iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi olabilir mi? Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken, aslında içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?

    “Bir gün içimden gittin, anladım.”


    Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.


    İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. Yasaklı ya da yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. Durduralamaz bir dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız. Söyleyen biz değilizdir ama, söyleten ta kendimizdir.

    İçimizdeki yasaklı kimliktir O:


    Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka her zaman hazır. Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. Cıvıl cıvıldır, yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. Zaafları vardır, yasak ve güzel olan herşeye. O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti gerçekleştirendir. Kısacası O, yaşayan tarafımızdır. En güzel anılarımız, en heyecanlı anlarımızdır...

    Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye ve neden gittiğin değildi önemli olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait, seninle gitmişti.

    Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.

    ѕαиα

     

     


    Sensizliğe mahkum oluşumun 30. gecesi de yine diğerleri gibi karabasanlarla çöktü sensiz dünyama. Sensizlikte seni yaşıyorum ne unutabildim seni, nede bir adım ileriye gidebildim... Bomboş odamın buz gibi duvarları sararken bedenimi, seni yaşattığım aşk ısıttı gecelerimi. Hiçbir şey avutmuyor...
    Hiçbirşey dindirmiyor içimdeki fırtınayı... Hala daha düşünüyorum neden neden neden....
    Bir çıkmazdan diğerine sürüklenirken resimlerindeki bakışlarından bir tutam güç almaya çalışıyorum.
    Anılarımız gelip geçiyor gözlerimin önünden... Seninle geçen her anımın mutluluğunu yaralarıma ilaç yapmaya çalışıyorum...
    Ne sensizliği, ne de bu terkedilişi bu kadar hak etmişmiydim... Kimbilir belki ???
    O son geceki son sözlerin hiç çıkmıyor aklımdan ... "daha ne günler yaşayacağız gülüm elele" demiştin... Madem ki  gidecektin neden dedin... madem ki gidecektin neden geldin... Madem ki sevmeyecektin neden bu kadar sevmeme izin verdin... Şimdi bıraktığın enkaz hiç acıtmıyormu canını...
    Bir intikamın vebalini mi ödüyorum ben !!! Suçum nedir bilmek istiyorum.... Beni dipsiz bir kuyudan çıkarmıştın, tam toprağa ayak basacaktım yeniden bırakıverdin ellerimi . Şimdi aynı dipsiz kuyuya doğru düşüyorum ve  dibe vurmak istemiyorum... Bana çok güzel bir aşk bıraktın. Bir kusursuz aşk büyüttüm sana ve hiç pişman değilim... Sadece aşkımı sana ifade ettiğim için çok pişmanım... Hiç bilmemen gereken bir aşkı itiraf ettim sana ... Bilmeseydin hala yanımda olacaktın...
    Şimdi ben yine senden önceki yalnızlığımla kendimleyim ve seninle geçen her anın hayaliyle ayakta durmaya çalışıyorum...
    Sana teşekkür ederim... Bana çok güzel bir aşk yaşattın... ve terk ettin....
     
    Sevgim ışık olsun yoluna ...
    April 06

    18.мєктυρ

     


    En güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz olmaksa... Biraz önce buradaydın. Aradan geçen zaman henüz kokunu bile dağıtamadı. Oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. Dokunduğun her yerde sıcaklığın var, baktığın her şey de aydınlığın.

    Gittin mi? Ben şimdi yalnız mıyım? Duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. Tarifi mümkün olmayan bir boşluk içindeyim. Gözlerim kapıda, belki yine gelirsin diyorum. Uzaktan ayak sesleri geliyor. Sen değilsin gelen biliyorum, ama yine de bir ümit var içimde vazgeçemediğim.

    Bir sigara yakıyorum ve seni arıyorum dumanın havada çizdiği şekillerde. Sonra ne yapacağını bilmeyen ellerime bakıyorum bir zaman. Ellerim hala ayrılırken ellerine temas etmenin hazzı içinde şaşkın ve kararsız. Oysa , o ellerle şimdi şiirler yazabilirim senin için, sana yokluğumun dayanılmazlığını anlatabilirim.

    Zaman hayli ilerledi. Evine varmış olmalısın. Kulağım telefon sesinde. Beni aramanı bekliyorum. Telefonun her çalışında umutla uzanıyor ellerim ahizeye. Oysa hep bir başkası çıkıyor karşıma. Kahroluyorum. Senden başkasının varlığına değil, sesine bile tahammülüm yok artık.

    Ağır dayanılmaz saatler geçiyor. Nihayet senin sesin telefonda. Beni anlayan, o özlemli kısık sesin. < Nasılsın > derken bile yüreğimi heyecanla dolduran, kanımı tutuşturan sesini işitmenin sevinci sarıyor her yerimi. Hiç bitmesin istiyorum konuşmamız. Senden başka bir şey düşündüğüm yok, dünya umurumda değil. Konuşuyor konuşuyoruz ve < Allahaısmarladık> diyorsun. Sana düşündüklerimi söyleyemiyorum.< Ne olur, yine gel ve hiç gitme artık> diyemiyorum. Boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Ellerimde soğuk, hissiz bir aletle yapayalnız kalıyorum. Biraz önce sesini bana ileten telefon düşmanım şimdi.

    Hırsla ve kinle bakıyorum bir zaman. Sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor aklıma. Birden seviniyorum. Herşeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. Beşinci senfoniyi dinliyorum. Odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. Hiç ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. Yüzyılların ardından bir Beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. Ve sonra bir başka plakta Schumann ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. Aşkın ve sanatın ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum.

    Artık seni sevdiğime pişman değilim.
     
     
    Ümit Yaşar OĞUZCAN
    February 14

    уüяєğιмι кαувєттιм

     

     

     

    /Yüreğimi kaybettim/yapayalnızım/

     

    Gülüşlerimi

    bir Gül'ün

    gölgesinde

    ..........sakladım

    sevinçlerimi

    bir sümbül'ün

    dallarında

    ............sarmaladım

    gözyaşlarımı

    bir yağmurun

    damlalarına

    ............iliştirdim

    acılarımı

    bir sevda'nın

    gözlerine

    ...........hapsettim

    birgün;

    bir papatya tarlasında

    papatyalar arasında kayboldu yüreğim,

    yüreğimi ararken yüreğini buldum!

    ..........................

    yüreğin benimle

    ya benim yüreğim nerede?

    .......................

    ...............................

    yüreğimi o sevda'nın

    ellerinde

    ..........kaybettim

    şimdi yapayalnızım ! ! !

     

    İlkgül ÇELEBİOĞLU

     

     

     


    SEVGİ


    Erich Fromm sevgiyi şu sözlerle tanımlıyor....
    "Sevgi bir etkinliktir, edilgen bir durum değil; bir şeyin içinde olmaktır, o şeye kapılmak değil; öncelikle vermektir, almak değil.
    Sevgi bir kişinin bütünlüğünü ve
    bireyselliğini yitirmeden diğer bir kişiyle veya şeyle birleşmesidir."
    Acaba gerçek sevgi nedir?
    Sevgiyi aşık olmak sananlar yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi, bir gün sahip olunan diğer gün olunmayan bir şey değil.
    Böylesi sevgi değil, ancak heyecan olabilir.
    Sevgiyi, kendini feda etmek sananlar da yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi,seveni ve sevileni birlikte yüceltip geliştirdiğinde sevgi olma niteliğini kazanıyor.
    Kişilerden birisinin kendini feda etmesi sevgi maskesi altına gizlenmiş kendini tatminden başka bir şey değil.
    Sevgiyi bağımlılık sananlar da yanılıyorlar; çünkü ancak her birimiz kendi başımıza yaşayacak güçte olup da birlikte yaşamayı seçtiğimiz zaman, birbirimizi gerçek anlamda seviyoruz demektir.
    Gerçek sevgide, özgür irade her zaman ön planda yer almalı; aksi halde sevgi ancak etki belirtisi olabilir.Sevginin yalnızca bir duygu olduğunu sananlar da yanılıyorlar; çünkü gerçek sevgi sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir eylem.
    Zira ancak gerçekten sevdiğimizde, dikkatimizi sevdiğimiz kişi veya şeye yönlendirerek, çaba ve emek harcamaktan kaçınmayız.
    "Gerçek sevgi, sonunda ayrılık var gibi görünse bile, insanın sevdiği kişiyi mutlu olacağı yere doğru uğurlamaktan çekinmemesidir. Eğer kişi sevdiğini uğurlamaktan çekinir ve sahiplenmeye kalkarsa, kendine hizmet etmiş olur."
    Bir düşünür şöyle demiş:
    "Bir daire çizmiş ve beni dışarı atmıştı !
    Ama 'sevgi' ve ben, daha büyük bir daire çizdik ve onu içeriye aldık."
    Daha, daha büyük sevgi daireleri çizelim; insan hayatında sevgiden daha güçlü bir enerjinin varolmadığının bilincinde olarak, varolan her şeyi, varlığımızın tüm gücüyle sevelim.
    Kalplerimizdeki sevgi çiçeklerinin, vazolarımızdaki çiçekler gibi solmalarına, kuruyup yok olmalarına izin vermeyelim.
    Yaşamlarımızı kin değil, sevgi ile paylaşarak sürdürelim.

     

    January 20

    ѕσи-ѕυz σ'ℓмαуαи


    Kendime bir kalp aldım. Volkan camından oluşuyormuş. Yaşadığım aşkların yakıcılığından uzaklaşmış çoktan. En çok yağmurun sertleştirdiği kadar kırılgan. Gecenin görünmez bir rengine dolanmış yüzü, diğer yüzü bir büyü gibi düğümlü. Sana aldığım kalp gibi değil. Denizin rengine ait değil yeşili, parçalanmış bir camın arasında kalan derinliği gibi... ben düşerken, senin de tutuklu kaldığın bir rüya dilimi bu...
    Şimdi kırılırsa, uyanacaksın.

    Bu arada kırmızı bir gülün açışını koydum duvarlarına, her sabah uyandığında bazı şeylerin sadece o an içersinde güzel kaldığını hatırla diye... Boynunda asılı bir güneş bıraktım. Bir mum ışığında aydınlansan bile, geceleri her uyandığın rüya bitimlerinde kaybolmana razı olmadı yüreğim. Herşeyi unutup söylediklerinden pişman olmaman için sana iki yastık getirdim. En sevdiğim parçaları dinledikten sonra, belki karşı pencereden kendini izlersin diye düşündüm. Yoksa bana teşekkür edip özür dilemen için değildi bütün bu yapılanlar !

    Ben seni sadece iyi olduğun için sevmiştim belki de; sonsuza kadar devam etmeyeceğini bildiğim için değil, belki de bu öykünün sonunu bildiğim için, hep vazgeçtiğin yerde benden uzak kalmanı istedim.

    Bizimkisi bir aşk hikayesi değildi ne de olsa...
    Her aşkın sonsuz yaşanılmayacağının bir kanıtıydı sadece.

     

     

     


    BİTER Mİ YOKLUĞUN

     

    Kaç gecede biter bu senin

    yokluğun

     

    İçimin serinliği gibi her yüzümü

    güne döndüğümde

    Gözlerimde gözlerin açılır

    Günaydın der, gün güzellenir

     

    Kaç zaman sensiz böyle yaşanır

     

    Her sabah biraz daha eskiterek

    zaman beni

    Nerelerden akar içinin durmaz

    nehri

     

    Vakitlerde raflanmış kaç anı

    götürür beni böyle ağır ağır ölüme

     

    Özlemek dedikleri bunların dışında

    İki ayrı şehir gibi hiç kavuşmaz

    düşler

    yollar, köprüler kurulurda geçilmez

     

    Kaç vakit daha yaşatır ümit seni

    Bitip tükenmeyen tekrar ediş nereye

    kadar beni oyalar

     

    Sustukça ben sen başka

    hayatlardasın

    Susmasam benden uzakta

    Çağlar gezinir aramızda

    Yollar, köprüler kurulurda aşılmaz

     

    Her yeni günle çağ yenilenir ve

    eskisi bir gün daha geridedir

     

    Bir gün eski diye bir şey kalmaz

     

    Unutulur...

     

     

     

     

     

     

                                                    

     

                                                     BU BİR ÖZÜRDÜR

     

     

                                                     cümleler

                                                     konuk dilimde

                                                     bir yerlerden parça parça

                                                     rast gele çarpmış

                                                     sahiplenilmiş sonra

     

                                                                         dağınık(lık)

     

                                                     anlamlandırma noktası;

     

                                                     hayatım sancıyor....

     

                                                   "biri tutup yıkasa kalbimi"

                                                    sonra geri verse

                                                    içimdeki hiddet

                                                                    kin

                                                                    aşk

                                                                    ben

                                                                    .....

     

     

                                                    bu bir uyku

                                                    bir sessizlik

                                                    kabus hatta

                                                       karanlığımda çırpınan ellerimde

                                                       insan yüzlerinden parçalar

                                                       tırnağımın arasında kan

                                                       ...................

     

     

                                                   İçimde çizikler

                                                   çirkin

                                                   üzerine birikmiş yaşam

     

     

     

                                                  yıkanma isteği

                                                  ağlama isteği

                                                  en kötüsü

                                                     pişman olmamak..

                                                    

                                                  bu bir özürdür.

     

                                                  birileri de benden dilemeli

                                                  cami avlusuna bırakılmış bir cümle miyim?

                                                    

                                                  ..............

     

                                                 Arkasını kendisi getirecek o ilk cümlenin peşindeyim.

                                                Şimdi aksın istiyorum söylemek istediklerim irin gibi

                                                vücudumdan aklımdan. Bu bir kıble değişikliğidir.

                                               

                                                Sonra yavaş yavaş unutmalıyım dili...

     

    January 19

    кυѕυя-ѕυz нαтαℓαя

     

     

    Ben kendi hatalarımı biliyorum. Sende doğrularımı arıyorum sadece.

    Yanlışlarımı sorman hata..

    Ömrüm boyunca, kusursuz kalamam ki 

    Biliyorum, gittiği yere kadar aşk…

    Sonsuza kadar değil ama; sonuna kadar belki...

    Satır arası vedalar gibi…

    Yas gibi, yangınlara alışmak benimkisi...

    Şimdi bitireceksen, lütfen sus... 

    Ne de olsa yanıtsızlığın, sözlerin kadar canımı yakmıyor..!

     

     

     

    вιтιşιи çιğℓığı

     

     

     

    AŞK FISILTILARI

     

    Nefesin nefesime karıştı

    Kokun kokuma

    Etin etime karıştı

    Gözlerim gözlerine

    Suyum suyuna

    Canım canına karıştı

    Bir dere

    Geldi tâ uzaklardan

    Gürül gürül

    Denize karıştı

    Gök toprağa karıştı

    Toprak sonsuzluğa

    Ben sana

    Sen bana

     

    Ümit YAŞAR

     

     

     

     

    BİTİŞİN ÇIĞLIĞI


    Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi bildiğiniz durumlarda, bir karara varmak çok güçtür. Özellikle sevgi ilişkilerini bitirirken, ayrılıkların da başlangıcında. Bir şey olur, bir şey yaşanır ya da olması gereken gerçekleşmez. İşte o zaman içinden bir parça kopar insanın. "Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları" diye düşünür. Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa, başını hızla bir yere vurduğunda hissettiği acıdan daha keskin bir acı kaplar ruhunu. İsyan etmek, bağırmak, çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark et" demek ister. İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla, bazen bir özür ya da özrü sembolize eden bir davranışla, daha kötüsü bazen hiç konuşulmadan geçer gider. Ama ardı arkası kesilmiyorsa incinmelerin ya da farklılıklardaki yansımaların, yürekteki acı büyür iyice. Ve başlar çatışma. Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla sarsılırken, akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye çabalar. Paramparça hisseder kendini insan. Benliğe, doğrulara, sağlıklı birlikteliğe duyulan özlemle, sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır. İlkel çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar. Bu kez "kendine gel !" denen, kendisidir. Çünkü aynada görülen, göz kapakları düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu degildir. Yapılacak tek bir şey vardır. "Ya olduğu gibi kabul et ve acı çekme ya da çık git." Bilir bilmesine bunu yürek de, gitmeyi istemez. Bedenini uzaklaştırmayı değil, onu göğsüne sokmayı ister. Sarılmak, daha çok bir olmak. Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları çoksa, umutlar ve hedefler beraber konduysa, emek harcandıysa var olmak için, daha da güçleşir gitmek. Tüm bunlar yaşanırken benlikte ve ruhta, artık bir arada oluşun da tadı kalmaz. Çünkü, ne bir olunabilir bu sorularla, ne de gidilebilir bu özlemle. Tamtamın sopası, her soluğa denk düşer böylesi zamanlarda. "Seni Seviyorum" o ilkel sestir aslında. Sevgi yener mi aklı? Bazen. Ama hep o incinmeye, yeniden hayal kırıklığına uğramaya hazır oluş halde sürer ilişki. Kişi, bilir bir gün bağların kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya, kopuşu geciktirmeye yarıyordur davranışları. Bazen de akıl galip çıkar, yüreği de yanına çekerek. "Tamam" diye düşünür insan. "Onu çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını, sarılmasını özlüyorum. Ama kumaşın dokuması farkli işte. Tutmuyor birbirini. Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu kadar sarsıyorsa beni; kendimi, 'ben'ime olan saygımı korumak için bitirmeliyim ilişkimizi." Ve geriye dönüp yaşananlara bakar. "Denemediğim yol kalmış mı? Yeterince süre vermiş miyim sorunların çözümü için? Çaba göstermiş miyim gerçekten?" diye sorar. Her şey denenmişse bile, son bir sanş vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez. "Şu olaya, bu zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi. Tekrar oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına emin olmadan koparmam içimdeki duyguyu"diye düşünür ve yaşar. Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa, farklılıklar aşılamaz boyutta değilse, çözülür sorunlar. Ama aksi durumda, tek yol kalır hayatta. Gidiş. Hem de gelişi olmayan bir gidiş. Denenmiş elbisenin provasının olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir. Acı çekilmez mi? Hem de nasıl çekilir. Yine de bilir ki insan, beraber olduğu sürece hep acı çekecek, acı çekme ihtimaline karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur üretemeyecek. Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca gücüyle: "Hadi şimdi vurun bakalım tamtamlar. Şimdi daha hızlı, daha güçlü çığlıklar atın. Başka ses duyamaz hale getirin beni. Ama ben gidiyorum. Çünkü bir süre sonra susacağınızı biliyorum. Alın bir vuruş da benden. Biten ilişkiye, gönderilen sevgiliye, içimdeki acıya! Yine de gidiyorum."

     

     

     

     

    ... Nasıl anlatılıyordu o duygu

                     Sözler tozpempeydi

                                       Susmalar uçuk mavi

     

    Nerde benim belleğim

    Unutmuşum o en çok bildiğim sözü

                                        Bu gece ellerim bile dilsiz

    Konuştukça zehir yeşili   

                              Sustukça zifirden karanlık

     

    Aziz Nesin

     

     

     

    Bir garip hüzün çöker insana el ayak çekilince

    tek başına kalırsın dünyada etraf sessizleşince

    inan bu ev alışamadı hiçbir zaman sensizliğe

    şimdi sensizlik oturuyor kalkıp gittiğin yerde

     

    Yalnızlığa elbet alışır bedenim

    yalnızlıkla belkide başa çıkabilirim

    çok zor gelse bile yaşar öğrenirim

    sensizlik benim canımı acıtan

     

    Bir derin korku düşer ruhuma duvarlar seslenince

    karanlık oyun oynar aklıma gölgeler dansedince

    inan bana alışamadım hiçbir zaman sensizliğe

    şimdi sensizlik dolaşıyor çıkıp gittiğin bu evde

     

    yalnızlığa elbet alışır bedenim

    Yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim

    Çok zor gelse bile yaşar öğrenirim

    Sensizlik benim canımı acıtan

     

     

     

     

     

    AYRILIK SEVDAYA DAHIL

    Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin
    En gorkemli saatinde yildiz alacasinin
    Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader
    Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin
    Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari
    Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan
    Onu cok ariyorum onu cok ariyorum
    Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari
    Bir yerlere yildirim dusuyorum
    Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan
    Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu
    Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus
    Tedirgin gulumser
    Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili
    Hic bir ani tek basina yasayamazlar
    Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
    Telasli karanlikta yumusak yarasalar
    Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu
    Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte
    Yansimalar tutmus butun sahili
    Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var
    Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
    Cunku ayriliklar da sevdaya dahil
    Cunku ayrilanlar hala sevgili
    Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik
    Hava agir toprak agir yaprak agir
    Su tozlari yagiyor ustumuze
    Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir
    Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani
    Karanlik coktu denize
    Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
    Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
    Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan
    Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
    Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice
    Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak
    Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina
    Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle
    Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz
    Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz
    Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi
    Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi
    Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek AŞKIMIZ
     

     

    Attila İLHAN

    _________________________________________________________

     

    Yüzleşme

     

     

    "Yol üstünde bir çeşmeden payına düşen

    Susuz geldiğin yolun, içinde açtığı boşluk kadardır"

     

    Ne kadar uzağa düşürsem de kendimden seni

    Rüzgara bırakılmış bir kitaptan

    En derin yarama inat senden satırlar açılır

    Binlerce olamamazlık içinde korkular kollarını dolar boynuma ve

    Gözlerimde ağlayamamak, dilimde suskunluk koltuğuna oturur

    Aklımdan sinema şeridi gibi yüzünden portreler geçer

    Ve bir ağaca bakışın

    Bir satırı kendine ait kılman

    Bir eşyayı düşüne ortak etmen seni özler içimde

    Mutsuz/mutlu bitmesi konuşula duran bir filmin bitmemesi gibi

    Sadece bende bir doygunsuzluk olur ikimizden evrene kalan sahneler

    Senden payıma düşen o veremeyeceğin

    Sensiz sana kadar gelişimin eksik yanından daha çok

    Sensizlikle devam ettiğim yolumun her çeşme başında

    İçimden bir boşluk daha havalanır

    Yüründükçe yollar, her çeşme başı içimde sana dair kuyular kazar

    Doyuramam kendimi

    Soluksuz ve sessiz bir bekleyiş olursun

    her gün biraz daha büyüyerek, çoğalarak içimde

    Ve yetemediğim her zaman, içimde sana işaret eder

    Yetebildiğim kadar ancak sana karşı koyabileceğim

    Beklemeden,

    ..

     

     

     

     

     Gidiyor musun diye sorma bana.
    Gönderen sensin.
    Ne terk etmeyi istedim seni,
    Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
    Senin kadar öfkeliyim ben de.
    Senin kadar endişeli...
    Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
    Ama inandıramadım seni.
    Sen, sorgularken beni kafanda
    Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
    Bir tek sözün bağlardı beni sana,
    Oysa sen hep susmanın koynunda.
    Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
    Teslim alır bedenleri de.
    Sütten çıkmış ak kaşık değildim
    Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
    O dünya ki bazen minicik bir odada
    Bazen kentin ortasında şekillendi.
    Nasıl da güzeldi...
    Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
    Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...
    Yaşamak varken sevdayı delice,
    Niye boğarız sorularla?
    Nasıl ikna edebilirdim seni?
    Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
    Ben, seninleyim dedikçe
    Sen, hayır dedin.
    Zaten az konuşan sen
    Olumsuz ne kadar sözcük varsa
    Bulup çıkardın ortaya.
    Bense hiç bir şey diyemedim.
    Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
    Nasıl değiştirmişim seni.
    Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
    Kimseye zarar vermek istemem ben.
    Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
    Ama öyle oldu işte.
    Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.
    Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı.
    Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
    Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
    Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
    Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
    Biliyor musun birtanem
    Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
    Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
    Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
    yalancı yüzlerde ararım.
    Seni de götürürüm yüreğimde.
    Her zaman yokluğunu taşırım.
    Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim.
    Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
    Ne yazık ki, kalamadın bana.
    Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde.
    Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

    Mehmet Coşkundeniz

     

     

     

     

    BİR KIŞ MEVSİMİ

    Bir gri kaldırım boyu sürüklenişim.
    Ardımda kalanların arasında,
    Ardımda bıraktıklarımdan bin parça.
    Bir kış mevsimi, bir daracık pencere aydınlığı.
    Az zamanda, dar vakitte, uçup gitme zamanı...

    Rüzgarların saçlarımla seviştiği
    Günlerdeki kadar ılık,
    Son bir rüzgar dokunuşu istiyorum tenimde.
    Soğuk vuruyor yüzüme, zemheride bir gece.
    Sonra, cehennem örtüyor kendini üstüme,
    Üşümüyorum!

    Yarınsızlıklara gebe, rengi değişmiş bir hayat.
    Puslu bir hava kahpeliğinde ölüm soluğu.
    Ellerin kansız beyazında,
    Zoraki bir tutunuş yaşama dair
    Ve parmakların titrek çaresizliği,
    Bir o kadar yorgun...
    Anlaşılan o ki; Yaprak yaprak,
    Sarı sarı savrulmak zamanım.
    Dudaklarımın cılız çırpınışlarında,
    Son dua telaşım.

    Vakit;
    Duvaksız beyazlara sarılıp,
    Arsız mezarları, kefen kokusuna doyurma vakti.
    Hayatın son teneffüs zili çığlık kulaklarımda,
    Ve, şairin dizeleri, son teselli.
    "Bir çok giden memnun ki yerinden,
    Çok seneler geçti dönen yok seferinden"...


    © Kumru

     

     

    ιкι кα∂ıи вιя ραzαя

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

       İKİ KADIN BİR PAZAR

     
    Kadinlar pazar gunlerini sevmez... Erkek elinde kumandayla televizyon
    karsisinda uzanirken kadin utu yapar. Erkek “benim karnim acikti” diye
    bagirirken, kadin camasirlari yikar. Kadin yemek yapar, kadin evi temizler,
    kadin bulasiklari yikar. ”Bugun bitse de su adam ise gidip ayagimin
    altindan cekilse“ diye soylenerek butun bir pazarini gecirir kadin...
     
    Ama bazi kadinlar pazar gunlerini sever..
     
    Sabah yumusak bir opusle uyanir bazi kadinlar. Gulumseyip “biraz daha
    uyuyacagim ben” der. Sevgilisi onu oylece birakip mutfaga gecer. Cay suyunu
    koyar, yumurtalari haslar. Kapi onune birakilan pazar gazetelerini
    alir. Kaynayan suyla once guzel bir kahve yapar kendine. Gazete basliklarina
    aceleyle goz atar. Yatakodasinin kapisinin acildigini duyar. Mutfaga gecip
    dolaptan peyniri cikartir. Sevgilisinin uykulu guzel yuzu tam
    ensesindeyken bilerek oyalanir. ”Sana harika bir kahvalti hazirliyordum, keske
    biraz daha uyusaydin” der. ”Olsun, birlikte hazirlariz” yaniti gelir
    hemen. Nergis dolu bir vazonun tam ortasinda durdugu masa, keyifli bir Pazar
    kahvaltisi icin ozenle hazirlaniverir hemen. Iki kizarmis ekmek isirigi
    arasina sikistirilan opuslerle uzar. Gazete uzerinden bakismalarla devam
    eder.
     
    Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
     
    “Hayatim beyazlari makineye atiyorum varsa bir sey cikar” diye seslenir
    salonda televizyon seyreden sevgilisine. ”Hayir askim, bende simdi
    mutfaga gecip ispanakli borek yapacagim” diye yanit gelir hemen. Keyifli bir
    telas baslar evin her yerinde.. Makine beyazlari yikarken, borekler
    firina verilir. Her yanyana gecis, kucuk sarilmalarla opuslerle dolu kisa
    molalar olur. Camasirlar asilirken, icerde ki kadin: ”sevgilim acele et,
    harika bir film yakaladim televizyonda“ diye seslenir.. Digeri kosarak
    gelir ve kanapede boylu boyunca uzanan sevgilisinin kollarina birakir
    kendini.. Filmi izlemenin keyfi, sicak dokunuslar ve oksayislarin hazzina
    karisir. Devam eder....
     
    Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
     
    “Hadi biraz yuruyuse cikalim” der uyuklayan sevgilisine.. Rahat pazar
    kiyafetlerini giyip cikarlar evden. Kisa bir gezintiden sonra balikci
    tezgahinin onunde bulurlar kendilerini.. “Tekir alalim, yaninda kocaman bir
    salata yapariz” diyerek goz kirpar sevgilisine. Marketten o cok
    sevdikleri beyaz sarabi da alip evlerine donerler. Tatli bir telas baslar
    yeniden mutfakta. Baliklar temizlenip rokalar yikanirken birer kucuk kadeh
    sarap icerler. Her eylem sevgi dolu opuslerle bolunur. Cicekler ve mum
    isiklariyla suslenmis masa da , sohbet ve ask dolu bir aksam yemegi
    bekliyordur artik onlari.
     
    Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
     
    Nevresimi daha yeni degistirilmis yataga giren kadin banyoda ki
    sevgilisine seslenir.. ”Hadi hayatim, cabul gel”.. Kucuk sirin ayiciklarla suslu
    pijamasini cikarmasini seyreder sonra. Yorgani kaldirip yanina cagirir.
    Sicak teniyle isitir sevgilisinin ciplak tenini. Yumusak opuslerle
    tesekkur ederler birbirlerine bu harika gun icin. Sarilip huzur icinde
    uyurlar sonra...
     
    Lezbiyen kadinlar pazar gunlerini sever ...
    Kırmızı/ 07.03.2005

     


     

    VAZGEÇİLMEZİMSİN

     

    Birine hiç vazgeçilmezimsin dediniz mi? Ya da her şeyden vazgeçerim ama senden asla? Henüz demediyseniz çok şey kaybediyorsunuz demektir.

    İnsanın içine işleyen bir ayaza ev sahipliği yapan kış baharında seni düşündüğümde içime yayılan sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini düşünüyorsam...

    Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam...

    Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam...

    Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa...

    İçtiğim çayın şekeri , sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması sen oluyorsan....

    Sokakta bana bakan her insan, yüzümdeki tarifsiz sevinci görüp hayrete düşüyorsa....

    Sevdiğin şarkıyı defalarca başa alıp bıkmadan defalarca dinleyebiliyorsam...

    Yüzlerce kişinin arasında bile kadehimi yalnızca senin şerefime kaldırıyorsam...

    Başımı döndüren şeyin aslında içki değil, sana olan aşkım olduğunu biliyorsam...

    Yorucu bir günün sonunda ufacık bir sözünle, bir gülüşünle uzun bir tatilden dönmüş gibi enerji doluyorsam...

    Gün boyu saatleri dakikakaları sayıp 'Neden geçmiyor bunlar' diye hayıflanıyorsam...

    Ve hep seninle buluşacağımı anı bekliyorsam kitap okurken seni düşünmekten kendimi alamayıp aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam...

    Sonra sana bunu anlattığımda birlikte ne kadar güleceğimizi düşünüp keyifleniyorsam...

    Seninle ilgili planlar yapıyorsam....

    Sadece varsayımlara dayalı olsa bile o planları mükemmelleştirmek için her ayrıntıda dakikalarca düşünüyorsam...

    İzlediğim filmdeki baş rol oyuncularını yerine kendimizi koyup '' Biz olsaydık böyle yapardık'' diyorsam...

    Yüzyıllardır sevgililerin kullandıkları klasik sözcüklerin benim duygularımı anlatmaya yetmediğine fark diyorsam ...

    Yine de bunları söylemekten hiç ama hiç bıkmıyorsam...

    Aşkımın coşkusunu sana yansıttığımda seninde bana aynı coşkuyla karşılık vereceğini biliyorsam...
    Kahkahanın en güzelini seninle atacağımı, yemeğin en güzelini seninle yiyeceğimi, içkinin keyiflisini seninle içeceğimi düşünüyorsam...

    ' Hayatın en anlamlı şeyi ne ' diye sorduklarında tereddüt bile etmeden senin adını verebiliyorsam...

    Sen benim için vazgeçilmez olmuşsun demektir.

     

     

     

      
     

     

    NEYLERSİN

    
    Bazen acı dinmez, bazen de yağmur
    Sevgilim gülümse, her şey unutulur
    Suskunuz bu akşam üstü
    Hasrete yanmışız, neylersin

    Bir gün, bu mahzun sevdadan geriye Kalırsa, sadece o hüzün kalır.. Sen de anladın ki yapa-yalnızız... Buluşmamız yasak, Görüşmemiz uzak... Devrilmiş kadehler gibi, dönüyor başımız, Neylersin... Ah güzelim, İncinmiş bir sesi vardır yağmurun; Yanaklarına vurduğunda hissedersin. Ve bir veda sözcüğü, saçlarına, Titreyen bir öpücükle dokunduğunda; Bu anı dondurmaya yetmez nefesin. Bir film sahnesi gibi Akar gider ayrılık, Neylersin... Biz zaten hiçbir romanda Kendi hayatımıza rastlamadık. Bütün şarkılar bizi yanlış anlatmıştı. Ve bütün bulmacalar yarım bırakılmıştı. Tenha sokaklarda üşüyüp durdu sırtımız. Oysa, tuttuğumuz balıkları bile Yeniden denize bağışlamıştık. Biz, hayata dair Hiçbir yanlış yapmamıştık... Neylersin... Biz bu sonucu hak etmedik, Hayır etmedik... Ömrümüz bu talana lâyık değildi. Bazen acı vurdu, bazen de yağmur Hiç gülmedi yüzümüz, Hiç büyümedi gülümüz... Bizi yalnızca akşamlar kucakladı, Biliyorsun, Sabaha çıkmayan bir yoldu yürüdüğümüz... Bir gün, bu öykünün sonuna gelince Ansızın desem ki: hoşça kal canım! Unutursun, Mecburen unutursun... Yıldızlar söner, bu aşk da biter! Bazı gün hatırlayınca, sessizce ağlarız. Neylersin... Ah bebeğim, ah.. . Kekremsi bir tadı vardır gözyaşının, Dudaklarına sızınca fark edersin. İçindeki vurgun aşklar mezarlığında, Ayrılık, ölümden üste yazılınca, Gideni durdurmaya yetişmez sesin... Bir inme gibi Dolanır bedeninde pişmanlıklar, Neylersin... Biz zaten hiçbir sinemaya Tam vaktinde yetişemedik. Bütün vapurlar bizden önce kalkmıştı. Ve bütün biletler biz gelmeden satılmıştı. Boşuna telaşlarda yorduk günlerimizi. Oysa Nuh'un gemisinde bile Bize yer kalmamıştı. Ve hiçbir mutluluğa adımız kaydolmamıştı. Neylersin... Biz bu aşkı sürdüremezdik, İnan, sürdüremezdik... Kalbimiz bu heyecana müsait değildi. Bize hep acılar kaldı, bize hep yağmur... Unutmasan bile artık Unutur gibi yapacaksın. Ve buruşturup-buruşturup attığım kağıtlarda, Hiç bitiremediğim Bir şiir olarak kalacaksın...

     

    Yusuf HAYALOĞLU

    ﮓeniﺄ ﮕevﺂﬠﻩrﺙm

     "SENİ SEVİYORUM" demeyi özlemek..

     

    Akliniza geldikçe bu sözcükler, dilinizin ucuna takilir ve sonu huzursuz bir sessizliktir... Bu sessizlikler eksik bir sevgiyle birikir içinizde. Tüketilmis bir sevda vardir ellerinizde. Birisi veya birileri tüketmistir sevdanizi. Ve siz hep ayni sorulari soruyorsunuzdur kendinize "sevdalar tükenir mi?", "ask eksilir mi?" Bilmezsiniz eksilen ask degildir, sizsinizdir gidenin ardindan. Sevdiginizi söyleyemedikçe eksilirsiniz. Sevdiginizin yokluguna, seni seviyorum diyememenin acisina uyanirsiniz her gün...

    Giden gitmistir ama hesabi verilmemistir sevdanin. Birileri sevdanizi tüketmistir, sevdanizda sizi... Sanki sevdiginize bir kez daha seni seviyorum diyebilseniz geri dönecektir, "bak sevdan ellerimde, onu hiç birakmadim" diyecektir sevdiginiz... Yalnizliginizin avuntusudur bu... Ama bir kez daha "seni seviyorum" diyemezsiniz. Sevdaniz artik sessizliginizdir. Sessizliginizde eksilirsiniz ve sorulariniza bir yenisi eklenir; "sevda, eksiltir mi insanlari?"

    Gidenin bir gün geri dönmesinden, tekrar size "seni seviyorum" demesinden korkarsiniz. Öyle çok acimistir ki içiniz, sessizliginiz üzerinize öyle sinmistir ki sevdiginizin dönmesini isteseniz de, korkarsiniz. Çünkü siz artik siz degilsinizdir. İçinde "seni seviyorum" lar biriktirmis, bedenindeki dokunuslari göz yaslariyla yikamaya çalismis, yaralari kanamasin diye birilerine sarilamayan birisinizdir artik...

    Basit iki sözcüktür "Seni seviyorum" Ama bu sözcükleri söyleyemedikçe kendinizden uzaklasmışsınızdır... Sevdalarin tükenecegini, asklarin eksilecegini kabullenmissinizdir... Sözcükler anlamini yitirdiginde, yasaminda anlamini yitirdigini sonradan fark edersiniz ve sevdiginizin giderken hayatiniza anlam katan tüm sözcükleri de götürdügünü
    "SENİ SEVİYORUM..!" demeyi özlemeye basladiginizda anlarsiniz....

     
     
     

     

     

    November 02

    ѕєνgι güи¢єѕι

     

     




    Çıplak bir odada gibiyim sensiz..
    Puslu bir sabah yarısı yüreğim!
    Günbatımlarında kayıp yarısı..
    Ve her gece kollarında uyuyorum,
    senden habersiz..!

     

     





    Bir uykunun en güzel yanı
    seninle uyanmaktır
    senden uzak bir uykuyla
    kandıramıyorum hiçbir geceyi





    nereye bir mum yaksam gözlerinsiz,
    karanlık kalıyor
    ve nereye seni alsam,
    beni bir ağlamak çağırıyor



     


    güze sarı yakıştırıldı hep
    can belada yok oldu
    sevdim seni desem
    sarı olmak vardı sonunda
    yaprak yaprak dökülmek..
    kuruyan dallarımın kırılması vardı
    kırılanlar geri takılmıyordu yerine
    onarılması imkansız yaralar açılırdı bazan
    bazan güz sarıda kaybolurdu
    can belada...

     



      

    sevmek üzerine çok şey vardı söylenecek
    söyledim ben de yüzümü dönüp
    o eski silinmemiş sevdalara
    sevmek dedim, geri dönmemekse gidilen yerden
    sevmek dedim, başlamamaksa bittiği yerden
    sevmek dedim, hiç olmamaksa yeniden
    dönme, başlama, hiç olma!
    ben sevgimi sundum dikenlerinden temizleyip
    sen kanatan sevgiden söylendin, hiç yorulmadan..



     


    yaşamam gereken sevgiydi, aradığımdı hep
    yaşadım son an'ına değin
    son ki, sevgide olmayandı
    hiç elde var demedim
    rafa kaldırmadım
    içimdeki alev, gözlerimdeki bakış
    dinmeyen susuştu
    sevmek istedim seni, sevdim
    bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli

     

     


       

    ÖYKÜLENMİŞ BİR DÜŞ

     

    Öykülenmiş bir düş gibi,

                     düşüşlerde tek taraflı tutunduğum

    gözlerini sustum...

         yalan,

                sevmedim desem hep yalan...

    Bir ayrılık sancısı, bir kavuşmaya sevinememek,

                                 ellerine dokunabilme sanısı,

    bunca zaman habersizce biriktirilmiş sözler,

            bitmeyen bir senfoniyi dinler gibi suskun

    dinleyiciler,

                           aklımda sen...

    Bir yandan sözü yazılan, bestesi yapılan

            diğer yandan çalınan ama ritmini hiç yitirmeyen

    bir yaşam desem,

                  sevmek desem,

                                        bakkala gitmek gibi, 

    yüzünü yıkamak gibi olağan olan...

             Tanrı gibi ellerine muhtaç olduğumu söylesem....

    Olmadığını görmek, akşama dönmeyeceğini bilmek...

                 aslında bu beklentilerden hayatın gerçekliği

    kadar uzak olduğunu bile bile istemek,

                                    istemeyi tercih etmiyorken...

    her gece konuk etmek seni rüyalarda...

                                Elini sıkmak eline dokunamıyorken,

    gözlerin karşımda nefesin kulağımda içimde

                      dağlar taşlar yer değiştirirken

      ve

                   nehirler tozlarını alırken içimin,

    susmak....

                      İçi boş bir kıyafet olmak değil midir....

    Bu yabancı,

            aslında yüzünü kaçıncı kez gördüğünün resmi

    değil midir...

                    köşe başlarında soluk aranan...

    Seni sevmenin onur haftasıydı geçtiğimiz....

                               Benim olmadığım düğünler,

    senin olmadığın bayramlar yaşadılar,

           bayramlık sevinçlerimi başucumda sustum hep...

    Sen    gözlerin     yaşam,   

                                  başka    sevinçler

                                          peşindeydin...

     

     

     


    AYRILIK VAKTİ

    Hayatın birkaç bilinmezliğinden biridir ayrılık... Hep kaçamak cevaplar verilir; sebebleri sorulunca da suçlamalar başlar karşılıklı. Kimse ilk zamanlar anlamaz ayrılık vaktinin aslında yeni aşkların vakti olduğunu.

    Dayanılmaz bir sis çöker içimize. Yolları kapanır sanki benliğimizin. Söylenen bir kaç söz , kar yağdırır felç olan yolların üstüne, tıkanır her yol, her sokak, her mahelle. En son söylenecek sözler ilk önce çıkar iki dudağımızdan bilinmeden... Gözler buğulanır yada açılır öfkeden. Yıpranır tüm duygular, tüm heyecanlar. Yaşanmışlara lanet ederiz kendimizce. Hayatın bir maskeli balo olduğuna inanırız, herkesin melek maskeleri ile dolaştıgını görürüz sokaklarda. Ayrılık kurşunları doldurulmuş silahlar ise bellerde. Artık güvenimiz yoktur sevgiye ve aşka. O güzel duygularımız kundaklanmıştır. Sevginin sinesine hançerler saplanmıştır bir kere. Şehrin üstünü bulutlar kaplamıştır. Geceler en sadık dostumuz olmuştur. Duygularımız ve yaşadıkalımız artık rakı masalarında mezedir. Çevremizi mantık kostümleri ile gezen insanlar kaplamıştır. Artık bir daha sevmeyecegiz deriz kendimizce, efsunlu güzellikleri yitirdiğimizi sanırız.

    Maskeli balo misali devam eder hayat, anlar hızla tüketilir. Herkes melek maskeleri ile dolaşır yollarda, sokaklarda. Ayrılık kurşunları ile doldurulmuş silahlar ise bellerde. Korkak eller her an tetiği çekme telaşı içerisinde. Zor kararlar cesaretin gölgesinde yetişir. cesaretin ise dalları duygu çiçekleri ile bezelidir çoğu zaman . Duyguları takip etmenin son durağıdır mutluluk, hazır yürekler için. Tarih ve ayrılık kelimesinin telaffuz edilmediği dillerde ve prangasız gönüllerde filizlenir sevgi ile aşk çiçekleri. Sevgi göze alabilmektir, aşk ise hayatın mazereti..

    EMRE ÖNDER


     

    Arkasını kendisi getirecek o ilk cümlenin peşindeyim. Şimdi aksın

    istiyorum söylemek istediklerim irin gibi vücudumdan, aklımdan.

    Bu bir kıble değişikliğidir.

     

                  Sonra yavaş yavaş unutmalıyım dili...

     

     


     


    BİR AYRILIK SEREMONİSİ

    Uzun uzun yollar beklemede seni
    Ne suskunluk bir şey anlatır bana
    Ne de dünyevi bir hareket
    Yalnızlık ömürler yer,
    Asırlık çözümsüzlük...

    Sırası geldi sanırım
    Sadece beline dokundum
    Özür dilerim
    Senden habersiz konuk ettim
    seni
    Hatta seviştim

    Söylemesi zor şimdi
    Ne sığdırabilirim kelimelere
    Ne de hissettirebilirim sana
    Herkes aynı mı yaşar ayrılığı?
    Vakti geldi dense, bir yalnızlık
    öyküsü
    Örtülü ve telaşlı dillendirilir
    Kimse ölmez, bilirim
    Sen bile yabancı kalırsın
    bendeki Sen'e

    Her şey eskisi kadar kolay olsa
    Kolay olsa susmak, söylemek
    Dilimize ket vuran bu
    büyümüşlük
    Hep aşklarla olgunlaştı köşe
    başlarında
    Ve aşklarla sustu içimin asi
    dağlarındaki yankı; yalnızlık

    Yanlış yollarda kaçırılan
    kestirmeler
    Başkalarının nefesi gibi şimdi
    Karşı koymaya yeltenenin
    elinde hep
    Yanlış yolların doğruları eksik
    Gerçekleri -kendilerinin
    dışında- hep tanıdık

    Bir şarkılık söz, tek kelimelik
    gerçek gibi
    Günlerdir içimde yaşıyorum
    seni
    Gözlerini kapatmıyor
    gözlerim...

      


         

    Ve bir gün çıktın karşıma.
    Şimdi seni bulmanın coşkusudur bu içimden dışarıya taşan...
    Yepyeni bir hayatın başladığını biliyorum.

    Ve bu hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şeyin sen olduğunu da...

          

      

     

     

    NEŞTER VE GÜL

    suyu ve ateşi denedim
    önce denedim
    örselendim
    mayalandım
    şimdi sen varsın

    neşteri ve gülü denedim
    büyük ıssızlığı
    yassı kalabalığı
    sesi ve çığlığı denedim
    şimdi sen varsın

    sonra bir yanardağ buldum
    orada kaldım
    bir öpmek
    bir sevmek
    bir gitmek kaldım;
    bir çığlık
    bir rüzgar
    bir ölmek kaldım

    /ve çığlık,
    kanun hükmünde bir kararnamedir artık!/

    sevdam,
    patlayan çığlıkla kana
    dön yüzünü
    yüzümde unutsana


    Yılmaz Odabaşı

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

       

      SEN YOKTUN..

     

    Sen Yoktun
    Günler zakkum yaprakları gibi
    Birer birer dökülürken ayaklarımın dibine
    Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi
    Senin aydınlığını bekledim
    Sen yoktun

    Binlerce adım attığım bu kentin sokaklarında
    Her köşeyi her parkı her ağacı ezberledim
    Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında
    Seni aradım
    Sen yoktun

    Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı
    Her bir hücremin cezasını ta yüreğimde hissederken
    Beni enkazın altından çekip alabilecek
    Ellerini aradım
    Sen yoktun

    Özlem şarkılarını ezberledim
    Kimini bağıra çağıra kimini fısıltıyla söyledim
    Karanlığa haykırdım hasretini
    Sesimi duyacaksın diye bekledim
    Sen yoktun

    Senden gelecek tek bir haberi bekledim
    Saatler asır gibi geldi geçmedi
    Çalan her telefonu
    Yüreğimin deli gibi çağlayana dönen atışıyla açtım
    Senden başka duyduğum her seste
    Hep aynı hayal kırıklığını yaşadım
    Onlar beni duymak istiyordu bense seni
    Sen yoktun

    Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi
    Karanlığın kucağına uzattım her gece
    Bir an önce sabah olsun diye
    Uykunun beni çekip almasını istedim
    Olmadı!
    Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan
    Kaç gece merdivenlerdeki ayak seslerini dinledim
    Gelen sensindir diye
    Sen yoktun

    Her akşamla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine
    Ay yalnızlığın işaretiydi benim için
    Beni ıslatan yağmur olmadı
    Ben senin özleminle sırılsıklamdım Ağustos sıcağında
    Hayat bana merhaba dedi
    Uzun ayrılıktan sonra gelmez dediğim
    Göçmen kuşların dönüşünü gördüm
    Sen yoktun

    Gökyüzünün sonsuz maviliğine umut bağladım
    Sokaklarda fark ettim bekleyişlerimi
    Hep sensiz arabalar geçti yanımdan
    Ben yıldızların hasret türkülerine eşlik ettim
    Sen yoktun

    Gözümden tek bir yaş kalmadı
    Onlar sana aktı sana akmalıydı
    Kimselere söyleyemedim acılarımı
    Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım
    Nice fırtınalar koptu yüreğimde
    Dalgalar dövdü hayallerimi
    Sığınacak bir liman yaslanacak bir omuz aradım
    Sen yoktun


    Kadri Çelik

     

    Image Hosted by ImageShack.us

     

     
    KİM GÖLGESİNDEN KAÇABİLİR Kİ?

    Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü

    kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır.
    Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
    Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
    Hep ama hep hatırlarız.
    Ne biçim kaybetmektir bu?
    Kim gölgesinden kaçabilir ki?
    Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
    Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
    Durup durup ardına bakan kadınlar vardır.
    Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
    Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
    anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
    Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
    hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
    Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
    beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
    Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
    bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
    Zaman, aşk...... her şey!
    Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.

    Murathan Mungan

     

     

    Hep aşktan konuşmalıyım

    İçimdeki yarayı büyütmeliyim

    Yüzüne baktıkça acı çekmeliyim

    Sonra bana dokunmalı,

    Elleri acılarıma değmeli

    Ağlamalıyım iyileşirken

    Sonra en baştan ...



     

     

     

     

    OTLARIN GÖRKEMLİ ve GÜZEL
    ÇİÇEKLERİN MAĞRUR VE ANLAMLI OLDUĞU ZAMANI
    ÇOK GERİLERDE BIRAKTIK
    YAS TUTMAK YOK
    ÇÜNKÜ BİZ ANILARIMIZLA GÜÇLENDİK ARTIK


     

     

     

    Nasıl bir sevmekse bu ???

    İşte,

    Hâlâ “Var” olan “Ben” için!

    Yüzyılın yalancılarından bir yalancı olarak!

    Yüzüm bile kızarmadan!

    Gönlümde sanal bir yangın...

    (Ne garip.......?)

    Ateşsiz!

    Külsüz!

    Desem ki...

    Seni seviyorum!

    Her söz bir yana kaçsa!

    Sadece insanlar değil,

    Bütün kuşlar...

    Pınarlar...

    Ve rüzgârlar...

    Herkes sussa keşke...

    Her şey sussa...

    Ben de sussam da...

    Dolaysız, zamansız, apansız!

    (Nerededir o dem......?)

    Sadece Sen!

    Desen ki...

    Seni seviyorum!

     

     

     

     

     

      

    
    
     
      

      

     

     
     

     

     

     

     

     

      

    November 01

    вιуσℓσנιк ¢σşкυ

     

     


    Biyolojik Coşku:

     Hayvanlarda Homoseksüellik ve Doğal Çeşitlilik

    Susan McCARTY / Çev: İlker ÜNLÜ / İstanbul

     

    Bu kitapta eşcinselliğin doğal kaynağı konusunda doğa sayamayacağımız kadar kanıt sunuyor. Bilimadamlarının gördükleri karşısında soluğu kesiliyor. Öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlar. Kimse gördüğünü gerçekten tanımlamak istemiyor. Dişi bir maymun bacaklarını diğer bir dişinin beline dolayıp klitoristini diğerininkine sürterken zevk çığlıklar atıyor. Araştırmacı açıklamaya başlıyor: Bu bir tür tanışma ya da barış/uzlaşma davranışıdır. Belki de besin değiş tokuş hareketi; ama bu kesinlikle seks değil. Kesinlikle lezbiyen bir seks değil. Altı iriboynuzlu yaban koyunu erkeği bir araya gelip birbirlerine sürtünüp, burunları ile birbirlerini dürtüyorlar ve birbirlerinin üzerine çıkıyorlar. Biyolog bunu "Agreseksüel bir davranış" olarak açıklıyor: sadece dominantlık sağlama yöntemi. Hayvanat bahçesindeki penguenlerden biri diğerine yaklaşıp uysal bir şekilde eğiliyor. Kuşlar neredeyse birbirinin aynısı ve ziyaretçiler hangisinin dişi ya da erkek olduğunu nasıl anlaşıldığını soruyorlar. "Davranışlarından anlayabiliriz" diyor araştırmacı. "Eric, Dora'ya kur yapıyor." Daha sonra bakıcı Eric'in yumurtladığı haberini veriyor. Gerçekler bizden hep saklandı. Dağ gorillerinden, kedi, köpeklere ve kobaylara kadar doğa homoseksüel ve biseksüel hayvanlarla dolu. Diğer cinsiyetle hiç ilişkiye girmeyen ve onların davranışlarını kabul eden travesti ya da biseksüel hayat süren hayvanlar var. Bruce Bagemihl 10 yılını hayvanlardaki alternatif seksüalite üzerine bilgi toplayarak biyolojik bir rapor tutmaya harcadı. 786 sayfalık "Biyolojik Coşku: Hayvanlarda Homoseksüellik ve Doğal Çeşitlilik" (Biological Exubarence: Animal Homosexuality and Natural Diversity) adlı kitabının ilk bölümünde hayvanlardaki homoseksüelliği ve biyologların bunun açıklamasında kullandıkları kaçamak yöntemlerden bahsediyor. İkinci bölümde orangutanlardan, balinalara, meyve yarasalarından sarıasmalara kadar yaklaşık 200 memeli ve kuşta sıra dışı seksüaliteyi tartışıyor. Bagemihl'in sakin tavrı, bilimsel söyleme çok uygun. Homoseksüel, erkekler arasında sosyal iletişim, çokludişi toplulukları, birleşik seksüalite, izoseksüalite ya da intraseksüalite gibi terimleri kullanmayı tercih eden bazı kimseleri korkutsa da hayvanların niçin gay, lezbiyen ya da ibne değil de homoseksüel ya da biseksüel olarak tanımlanabileceğini açıklıyor. Ancak bu kitap şaşırtıcı derecede yeni fikirlerle de dolu ve sayısız hayvani skandallarla örneklendirilmiş. Tek kriter sadece şehvet dolu bir seks değil, Bagemihl seksüel olmayan bağlardan da bahsediyor. Dişi grizzly ayıları bazen birlikte seyahat ettikleri, birbirlerini savundukları, yavrularını beraber büyüttükleri ve sanki daha uzun süre beraber kalabilmek için kış uykusunu erteledikleri beraberlikler kuruyorlar. Herşey sadece duygusallıktan ibaret değil tabiki. Bagemihl ayrıca homoseksüel ensest (tilkiler), tecavüz (albatroslar) ve homofobiyi de (beyaz kuyruklu geyikler) örnekleri ile belgeliyor.Favorileri ise sadece homoseksüel ilişkilerde gözlenebilen özel çiftleşme davranışlarına sahip hayvanlar. Erkek devekuşlarının % 2'si dişileri görmezden gelerek sadece erkeklere kur yapıyor. Erkek deve kuşları yine erkek flamingolar gibi gerçekten seks yaparken görülmeseler de yuva yapıp bazen de yetimleri büyütme görevini üstleniyorlar. Bazı homoseksüel hayvanlar tek gecelik ilişkiler kurarken bazıları uzun süreli beraberlikleri tercih ediyorlar. Gay ve lezbiyen kazlar beraberliklerini yıllarca sürdürüyorlar. Şişe burunlu yunuslar erkekli dişili çiftler oluşturmasalar da çoğu, diğer erkeklerle ömür boyu süren çiftler oluşturuyorlar. Bazıları sadece erkeklerle ilgileniyor; fakat diğerleri biseksüel ve burun ile genital uyarıma hepsi hevesle katılıyor. Erkek siyah kuğular kur yapıp uzun süreli beraberlikler koruyorlar. İki erkek kuğu, çok büyük bir bölgeyi diğer çiftlere karşı savunabiliyor. Bazen diğer çiftlerden çaldıkları yumurtalara da ebeveynlik yapmayı imal etmiyorlar. Kitabı okurken pek çok türün gay olduğu bir bir anlaşılıyor gibi; ama tabi ki konu bu kadar basit değil. Tüm bonobolar ve devekuşlarının %1'i homoseksüel aktivitelere katılıyorlar. Kısaca hayvanlar aleminde inanılmaz bir cinsel çeşitlilik söz konusu. Ancak dünya kesinlikle heteroseksüel hayvanlarla dolu ve çoğu hayvanın cinsel yaşamını henüz gözlemleyemediğimizden saptamalarımızda dikkatli olmamız gerekmekte. Pek çok tür henüz hiçbir şekilde seks yaparken görülmedi. Siyah sırtlı flamebackl er (?) şimdiye kadar sadece erkek erkeğe çiftleşirken gözlemlenmesine rağmen yavrularını köşedeki marketten almadıkları kesin. Bazı hayvanların niçin biseksüel ya da homoseksüel oldukları konusunda Bagemihl öz bir açıklama getiriyor. Açıkça hem doğa hem büyütülme yanı çevre ve biyoloji önemli rol oynuyor. Farklı Japon makak gruplarının kültürel fark olarak yorumladığı farklı düzeylerde homoseksüel davranış sergilediklerini örnek veriyor. Bu alternatif cinselliğin yaygınlığını göstermek bir yana Bagemihl, bu önemli bilginin nasıl görmezden gelindiği konusunda ilgi çekici örnekler veriyor. "Zooloji, oldukça tutucu bir alandır ve hayvan homoseksüalitesi üzerinde yoğunlaşmak kimseyi başarıya götürmez." Bir araştırmacı koyunlardaki homoseksüelliği belgelemesine rağmen yerini tamamen sağlamlaştırıncaya kadar bunu yayınlamamıştır. Şaşırtıcı olan sık sık gözlemcilerin ne gördüklerini tanımlamaktan aciz olmaları. Dişi ve erkek birbirine çok benziyorsa çiftleşen iki hayvan gördüklerinde üstekine hemen erkek deyiveriyorlar. Penguen Eric buna iyi bir örnek. Daha sonra ismi Erica 'ya değiştirildi. Hayvanlar bu tür davranışlar içine sık sık girdiklerinden artık araştırmacılar bunu saklayamıyor. Dürüst biyologlardan biri üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü yaban koyunları erkeklerinin birbirleri ile düzenli olarak seks yaptığı gerçeği ile uzun süre boğuşmak zorunda kalmış. "Erkeklerin gözlerimin önünde homoseksüel ilişkiler sergilediklerini söylemek kesinlikle beni aşan bir şeydi. Bu inanılmaz hayvanların "ibne" olduğunu kabul etmek, Tanrım, inanılır gibi değil". Bagemihl, araştırmacıların hayvanların homoseksüel olmayacakları konusundaki ustaca açıklamaları ile dalga geçiyor. Bu sadece dominantlık; saldırganlık; yiyecek için takas; sadece kafası karışık karşısındakinin de aynı cinsiyetten olduğunu anlayamadı; gerginliği azaltma yöntemi; sadece oynuyorlar, ve benim en çok hoşuma giden açıklama: tanışıyorlar. Dominantlık, yardımcı profesörlerin bulduğu en yaygın bahane. Bagemihl "dominantlık homoseksüel davranışlar için o kadar çok kullanılıyor ki sonunda anlamını yitiriyor" diyor. Tutsak hayvanlar, hapisanedeki insanlara benzetiliyor. Doğal olmayan bir ortamdaki mahkumlar gibiler bu nedenle de gerçekten homoseksüel değiller. Bazı tutsak hayvanlar "sevdiğinle olamıyorsan olduğunu sev" davranışını uygularken diğerleri de cinsel hayatlarını sona erdiriyorlar. İş özgür doğaya geldiğinde ise bu açıklamalar kendiliğinden çöküyor. Hayvanların bir diğerinin cinsiyetini anlamaktan aciz olduklarından homoseksüel davranışlar sergilemeleri fikri hayvanları aptal yaratıklar mertebesinde gören geri kalmış bakış açısından başka bir şey değil. Bazen en iyisi bundan hiç bahsetmemektir. Bir araştırmacı "beyaz kuyruklu geyikler" hakkında 800 sayfalık bir kitap yayınlıyor ve davranışla ilgili bölümden homoseksüel davranışlardan hiç bahsetmiyor. Amerikan Deniz Memelileri Komisyonu için hazırlanan hükümet raporunda katil balina erkekleri arasındaki homoseksüel ilişkiler basımdan hemen önce siliniyor. Bilim adamları sevdikleri hayvanları temize çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Gorillerin gay olduğunu öğrendiğimizde onları korumak için daha az mı duyarlı olacağız sizce? Bonobolar kısmen istisna. Son zamanlarda bonoboların seks hayatları hakkında oldukça fazla bilgi yayınlandı. Bonobolar yenidir; bonobolar zekidir ve en önemlisi bir bonoboyu seks yapmadan bir dakikadan fazla görüntülemek mümkün değildir. Ancak Sue Savage-Rumbaough'un harika "Kanzi: İnsan Zihninin Eşiğindeki Maymun" gibi bonoboların iletişim kapasiteleri hakkındaki popüler kitaplar, zeki ve yaratıcı primatlar izlenimi bırakıyor. Kanzi ve diğerlerinin kullanmayı öğretildikleri lexigramlar sadece seks hakkında değil. Ancak 67. sayfadaki "buraya gel"den "genital organını yaklaştır"a kadar bonobo seksi süresince hayvanların kullandığı el işaretleri diagramı oldukça ilgi çekici. Tutsak bonobolarca kullanılan bu işaretler Sue Savage ve meslekdaşlarınca keşfedilmiş. "Bu, hayvanlara ilgilendikleri konu hakkında konuşmaya izin vermeyip yeni bir dil öğretmek yapılan en büyük klasik hatalardan biri" diyor Savage. Alet yapımı konusu ise yine sansüre takılan gerçeklerden biri; özellikle de mastürbasyon yapımında kullanılan aletler. Yunuslar ve kirpiler nesneleri masturbasyon aleti olarak kullanıyorlar. Primatlar ise yine nesneleri bu amaçla modifiye ediyorlar. Dişi orangutanlar bu amaçla doğru boyutta oyuncaklar hazırlarken erkekleri yapraklarda delik açmayı tercih ediyorlar. Dişi makaklar yaprak ve dallardan en az beş seks oyuncağı yapma yöntemi var. Bir maymun elektiriği keşfetse ve bunu vibratörünü çalıştırmada kullansa eminiz bunu da kimse bize duyurmazdı. Zooloji tüm bu davranışları sapkın, doğal olmayan ve kötü olarak nitelerken Bagemihl tüm bu davranışların sorgulanmasından kaçınılmasını masaya yatırıyor. Homoseksüelliğin bir ortaya koyuş biçimi olduğu biyolojik taşkınlığın teorisini formülize ediyor. Üremenin ve dolayısı ile heteroseksüelliğin her şeyi açıkladığı fikrinin temsil ettiği biyolojik analizi gözden geçiriyor. Biyolojinin artık seksüalitenin açık amaçsızlığını kabul etmek zorunda olduğunun altını çiziyor. Seksüel zevk, kalıtımsal değer taşımaktadır ve daha fazla kanıta ihtiyacı yoktur. Bu görüşü kanıtlamak için Bagemihl, bekar ve üreme ile ilgilenmeyen hayvanlar ile seksin nadir ve güç olduğu türleri örnek gösteriyor. Tabiki üreme gerçekleşiyor ve doğal seleksiyonun gerçekleşmesi için üreme de şart. (Hayvanlar sonsuza kadar yaşasalardı üremek zorunda kalmazdılar). Bilmece, üremenin yön verdiği bir işlemin nasıl olup da üremeyen canlılar ortaya çıkardığıdır. Aslında bu bilmece hiç de çözülemez değildir. Aslında çeşitlilik, esneklik ve coşkunluk bunun parçasıdır. Karşı cinsiyetten bir penguenle çiftleşen penguenler doğal olarak yavru üreten bireylerdir ve her penguen en az bir heteroseksüel ilişki yaşayan penguenlerden üremişlerdir. Fakat bu o penguenin sürekli heteroseksüel ilişkiler gerçekleştireceği anlamına gelmemektedir. Atalarını üremeye iten zevk unsuru, penguen bunu kullanmak istediği her zaman hazırdır. Başarılı yaşam formları çeşitlilikle karakterize olur, kısaca değişen çevre onları yok etmez. Bu çeşitlilik seksüaliteye kadar uzanabilir. Yani biseksüellik ve homoseksüellik doğanın sapması değil cömertliğidir. Öyleyse hayvanlar gay ise ne olabilir? İnsanlar seks yaşamlarımıza hayvanlardaki çeşitliliğe bakarak sempati ile mi yaklaşacaklar? Bizi mahkemeye çıkardıklarında homoseksüel iki aslanı şahit gösterebilecek miyiz (Tabiki onlar selamlaşıyor olacaklar) ? Kendi genlerinin devamı için rakip erkek aslanların yavrularını öldürmeyi haklı çıkarmak içinse hayır. Hayvanlar bizim onaylamayacağımız pek çok şey yapmıyorlar mı? Bagemihl bu yaygın olarak kabul gören düşünce hakkında şunları söylüyor: Homoseksüelliğin doğallığı konusundaki tüm tartışma, hayvan homoseksüelliği üzerindeki açık ve net bilgiler ile sabit gerçekler konusundaki referansların yokluğuna dayalıdır. Artık bahane kalmadı. Bilimsel olarak belgelendirilmiş ve dikkatle resimlendirilmiş 750 sayfalık bu kitap, homoseksüelliğin doğal olmadığı söyleyen insanların yüzüne vuracak sayısız bilgi içeriyor.

    Kaos GL, Ekim 1999 / Sayı 62

     

     

     

     

    ZİYARETÇİ DEFTERİME YAZILAN BİR MESAJI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM

     

    Selamlar sana diyecegim su ki sen lezbiyenligini yasamana heralde kimse bisey demiyor ama burda escincellik reklami yapmana acikcasi bir anlam veremiyorum!!! Bizler müslüman insanlariz ve islam ne derse ona inaniriz.Allah insanlari kadin ve erkek olarak yaratmistir ve 3. bir cinsin olmasi söz konusu bile degildir!!! Sen bir kurani kerimi lütfen acip lut süresini okurmusun bak neler yaziyor... yada ben sana buraya yaziyimda lütfen bir oku!

    KISSALAR VE İBRETLERİ

    Lut aleyhisselam’ın kavmiyle mücadelesi Ankebut suresinin 28-35. ayetleri arasında anlatılır. Lut kavmi cinsi bir sapıklık olan, şimdilerde eşcinsellik ve homoseksüellik diye tabirler kullanarak insanların gözünde hafifletmeye çalıştıkları erkek erkeğe ilişki gibi ağır bir cürüm işliyorlardı. Kur’an-ı Kerim bu cürmü “Daha önce dünyada kimsenin yapmadığı iğrençlik” olarak tasvir eder. Hz.Lut, kavminden yaptıkları bu iğrenç işi terk etmelerini isteyince onlar da, “Eğer senin dediğin doğru ise, biz yanlış yolda isek, haydi başımıza bela gelsin” diye karşılık verdiler. Bunun üzerine de Hz. Lut Allah’a dua etti ve Lut kavmine bela geldi. Belayı getiren melekler önce Hz. İbrahim’e uğradılar. Hz. İbrahim meleklere mani olmak istediyse de melekler artık hükmün verilmiş olduğunu, Lut kavminden sadece Hz. Lut ve ailesinin (karısı hariç) kurtulacağını ifade ederler. Sodom ve Gomore olarak tarihin kaydettiği Lut kavmi, iman etmeyen Hz. Lut’un hanımı ile beraber helak olur. İBRETLER 1. Erkek erkeğe ilişki çok ağır bir cürümdür. Hiçbir şekilde hafifletilemez. Fıtrata tamamen aykırıdır. Hiçbir yorum bu fiili meşru gösteremez. 2. Allahu Teala sevdiği bir kulunun duası ile bir kavmi helak eder. Allah indinde salih bir kul, kafir, fasık bütün bir kavimden değerlidir. 3. Lut kavminin fiili şu anda yaygın şekilde işlendiği halde toplu bir helak olmuyorsa bu, Efendimiz’in hürmetinedir. 4. Bir Peygambere akrabalık, o kişi mü’min olmadıkça bir değer ifade etmez. Ayrıca iman bir nasip ve bir kalp işidir. Peygamber hanımı da olsa bir kişi kafir olarak kalıp kafir olarak ölebilir. 5. Bela hükmü kesinleştikten sonra salihlerin duası da belayı defedemez. Bela hükmü kesinleşmeden dua ve sadakalarla belayı uzaklaştırmak gerekir. ••• Bakara suresinin 67 ile 74. ayetleri arasında, sureye de adını veren Beni İsrail’e Hz. Musa tarafından bir sığır kesme emrinin verilmesi anlatılır. Sığırı kesme emrinin Beni İsrail’den bir kişinin öldürülmesi üzerine verildiği rivayet edilir. Hz. Musa kavmine, “Allahu Teala bir sığır kurban etmenizi emrediyor!”deyince Beni İsrail (yahudiler) hemen emri yerine getireceklerine ayrıntı istiyorlar ve her ayrıntı istediklerinde emir biraz daha zorlaştırılıyor, sonunda emri yapıyorlar ama rivayetlere göre çevrelerinde tarife uyan sadece bir tane inek bulabiliyorlar. İBRETLER 1. Allahu Teala’nın emirlerine hemen ve sorgusuz teslim olmak gerekir. Dinin umumi emirlerinde ince ince ayrıntıya inmeye çalışmak dini zorlaştırmayı beraberinde getirir. Din, şeriat kolaydır. Her insanın yapacağı hükümleri ihtiva eder. İyi niyetle de olsa dini zorlaştırmaya çalışılmamalıdır. “İslam, kıldan incedir, onu yaşamak zordur.” gibi ifadeler yanlıştır. İslam dinini giriftleştirmeye kimsenin hakkı yoktur.. Allah’u Teala kulları hakkında kolaylık dilemiştir. 2. Beni İsrail (yahudiler) inatçı ve muteriz bir kavimdir. 3. Sığır Mısırlıların (firavunların) kutsal saydığı bir hayvandır. Beni İsrail arasında da neredeyse sığırın kutsallığına dair bir düşünce oluşmuştu. Hatta Samiri de bunu kullanarak altından buzağı yapıp kavminin tapmasını istemişti. İşte Hz. Musa bu emirle bu düşünceyi de kökten yok ediyordu. Her birimiz de içimize sinmiş olabilecek gayri İslamî tesirleri tesbit edip onlardan kurtulmalıyız. 4. Allahu Teala 74. ayette emirlerine ittiba etmeyen, yüz çeviren kimselerin kalbini kayadan daha katı olarak tasvir ediyor. Demek ki asıl kalp yumuşaklığı İslam’ı yaşamak ile mümkündür. ••• Enam suresinin 74 ile 83. ayetleri arasında Hz. İbrahim’in çeşitli temsillerle kavmine, tevhidi ve şirkin batıllığını nasıl anlattığı hikaye edilir. Hz. İbrahim önce babasına sonra da kavmine neye taptıklarını sormuş ve ardından kavminin kutsal saydığı, yıldız, ay ve güneşin ilah olamayacağı, hepsinin de geçici olduğunu delilleriyle anlatmıştır. Bazıları Hz. İbrahim’in yıldız, ay ve güneş için “İşte benim Rabbim bu.” ifadesini gerçek manaya anlamıştır ki büyük bir hatadır. Peygamberler peygamberlikten önce de sonra da şirkten uzak kalmışlardır. İBRETLER 1. Allah’a ve birliğine ya da çeşitli sıfatlarına inanmayanları mantıkî delillerle İslam’a davet etmek Kur’anî bir metottur. Ama sağlam bir mantık kurgusu ve sağlam deliller olmalıdır. 2. Tebliğe önce yakınlardan başlanır. Hz. İbrahim en yakınından, babasından başlamıştır. 3. Mü’min hiçbir müşrik ve kâfirden korkmamalıdır. İslam’ı tebliğden de hiçbir zaman çekinmemelidir. 4. İnsanların güç vehmettikleri, ilah yerine koydukları hiçbir mahluk, düşünce, ideoloji müslümanı korkutamaz, yıldıramaz. 5. İman emniyet, şirk korku getirir. ••• Hz. İbrahim kavminin taptığı putları devirmesi ve yine çeşitli delillerle putları terketmeleri gerektiğini kavmine anlatması Enbiya suresinin 51 ile 71. ayetleri arasında anlatılır. Hz. İbrahim babasına ve kavmine, niçin kendilerine fayda ve zarar vermekten aciz nesnelere taptıklarını sorar. Onlar da, atalarının da bu nesnelere (putlara) taptıklarını, kendilerinin de bunu devam ettirdiklerini söylerler. Hz. İbrahim hem kendilerinin hem de atalarının sapıklık içinde olduğunu ifade edince, kavmi Hz. İbrahim’in karşı çıkışına inanamaz ve Hz. İbrahim’e şaka ediyorsun herhalde derler. Hz. İbrahim de bunları şaka kasdıyla değil, ciddiyetle söylediğini ve herşeyi yaratan, yaşatan, nizam verenin Allah olduğunu ifade eder. Ardından insanların bayram münasebetiyle puthaneyi terkettiği bir günde bir balta alarak puthanedeki en büyük put hariç hepsini kırar ve baltayı da getirir, en büyük putun boynuna asar. Kavmi puthaneye gelip de putların kırıldığını görünce çılgına dönerler ve bu işi kimin yaptığını soruştururlar. Bir kısmı, daima putlar aleyhine konuşan İbrahim adında bir genç vardı o yapmıştır, derler. Hemen Hz. İbrahim getirilir ve bu işi kendisinin yapıp yapmadığı sorulur. Hz. İbrahim de boynunda put asılı heykeli göstererek, bakın en büyükleri olan bu put belki diğerlerini kızmış yapmıştır. Hem balta da onun boynunda, der. Kavmi Hz. İbrahim’e, biliyorsun bu heykeller hiçbir şey yapamaz, deyince zaten bu cümleyi bekleyen Hz. İbrahim kendilerine hiçbir faydaları olmayan bu putları terkedip tevhide gelmeleri, sadece Allah’a inanıp O’na ibadet etmelerini söyler. Hz. İbrahim’e delil getiremeyen kavmi, onu yakmakla, başına büyük belalar getirmekle tehdit ederler ama Allahu Teala peygamberini kavminin şerrinden muhafaza eder.

    İBRETLER

    1. Vahiyden, hak dinden uzaklaşan insanlar bir sürü şeyi kutsallaştırabilirler ve bunda da en büyük delilleri, atalarının veya başkalarının aynı işi yaptığıdır.. 2. Ataların her yaptığı doğru değildir. Herşeyin ölçüsü İslam’dır. 3. İnsanları bazen çok sarsıcı şekilde İslam’a davet etmek gerekebilir. Böyle durumlarda çekinmemek gerekir. 4. Tebliğ, İslam daveti zamana ve zemine göre değişiklik arzeder. İnsanların batıl inançlarına, ilah edindikleri şeylere sövmemek gerekir ama onların batıllığı da söylenmelidir. Gerekirse o putlar yerden yere vurulmalıdır. 5. Allah’tan başkasını ilah edinenler aslında ilah edindikleri şeylerin hiçbir şey yapamayacağını bilirler. Ama çeşitli sebeplerle o inanç işlerine gelir ve inancı terketmek istemezler. 6. Delil getiremeyen, insanları ikna edemeyen her gücün, iktidarın yapacağı iş zorbalıktır, tehdittir. Kendilerince insanları cezalandırmakla tehdit ederler. 7. Allahu Teala kendi yolunda çalışanları belalardan muhafaza eder. O dilemedikçe bir şey olmayacağı için, yakma hassası olan ateş bile O isterse yakmaz. İnsana ızdırap vereceği düşünülen işkence, hapis veya türlü belalar, O’nun lütfuyla huzura dönüşür. Acizane bu kıssalardan bizim çıkarabildiğimiz ibretler bunlardır. Okuyucularımız belki çok daha farklı ve güzel tesbitlerde bulunacaklar, ibretler çıkaracaklardır. En doğrusunu bilen Allah’tır.

     

     

      

     

     

     

    Bugün Ayris arkadaşın spacesinde okuduğum bu kısa hikaye hoşuma gitti ve bunu da paylaşmak istiyorum sizlerle..

     

    Sen Hala.....???
    İki Zen rahibi tapınaklarına doğru giderlerken bir dere kenarına gelmişler. Dere kenarında bir kadın karşıya geçmek istiyor ama geçemiyor. Rahiplerden biri:

    - Gel kız, ben seni geçireyim

    Diyerek kadını kucaklamış ve derenin diğer tarafına bırakmış. İki rahip yola devam etmişler. Ancak diğer rahibin suratı asık, içi içini kemiriyor, bir şey diyecek diyemiyor. Sonunda dayanamamış patlamış:

    - Hani bizim inancımızda, düşüncemizde kadına yaklaşmak yoktu! Hani biz, bu tür dünyevi zevklerden uzaktık!

    Diğer rahip gülümsemiş:

    - Sakin ol! Ben o kadını derenin diğer tarafına geçirip bıraktım. Yoksa sen hala taşıyor musun?”

    Severim Zen hikayelerini… İnanmak, ardından gitmek ya da onlar gibi yaşamak gerekmiyor ama çok güzel hisseler vardır kıssalarında.
     
    Yukarıdaki en sevdiğim hikayelerden biridir.
    Yobazlığın, saldırganlığın, hatta sebepsiz saldırganlığın, yargısız infazın, kadına olumsuz bakış açısının ya da kadının sadece cinsel obje olarak görülmesinin ya da yardım etmenin altında aranan art niyetin  ya da ya da ya da diye çoğaltılabilecek birçok olumsuz örneğin, kısaca anlatımı vardır bu hikayede.
     
    Sadece bu hikayeden yola çıkarak, değil bir makale, bir kitap yazabilirsiniz. Ama uzatmaz Zen hikayeleri, kısa yoldan “dan” diye vurur suratınıza tokadı!

    O yüzden ben de uzatmayacağım bugün sözü.

    http://spaces.msn.com/members/yildizlargecidi/

     

     

    gιтмєк..

     

    Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
    Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
    Öylesine yıktınki bütün inançlarımı
    Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın

     

     

     

     

    Gitmek

    Terk edilmiş bir akşamüzeriyim şimdi
    Gözlerim ağlayan mutsuz çocuk
    Bitkin yüreğim
    Umuda sarılmış yasaklanmış düşlerim
    Bahar gelmiş
    Gelmesin!

    Kırık bir kuş kanadında
    Yarım kalmış bir sevdayım
    Sessizliği haykırır nefesim
    Kahrolası nefesini özledim

    Gülerdin
    Gülerdi elimde açılan gül
    Susardın
    Beklerdi sesini şarkım
    Giderdin
    Kalırdı çaresiz yollar

    Düşsem diyorum karanlıkta, gecede
    Üstüm başım çamur
    Ellerim kir pas içinde
    Yağmur yağıyormuş yağsın
    Daha
    Daha çok yağsın
    Yağmur ne yazar okyanusa
    Sensizlik ummanında kalmışım

    Gecedir yüreğin her atışı
    Hicran olur vuslatın hasreti
    Yaşamaktır ölmek gözlerinde
    İklimdir bu
    Hüzündür
    Sırdır...

    Kokuşmuş bir kuş cesedi kalır şimdi elimde
    Gözbebekleri oyulmuş...
    Bir yokluk kalır düşüme yoldaş
    Çok çok bir umutsuzluk
    Sessiz bir ıslık yalar bedenimi
    Altı üstü nedir ki
    Bir ömür
    Bir ölüm...

    Çekili perdesi, tülü sevmenin
    Çenesi bağlanmış yaşama sevincinin
    Korsan bir kitap kadar ahlaksız şimdi
    Çiçeğe durmuş körpe tomurcuk
    Bileklerinden bağlı intihar ranzasına...

    Yalan dediğimiz kaç kelime
    Neler açar başına
    Nelere mal olur
    Hınç ondan çıkar
    Sefalet ondan
    Rezalet ondan
    Sevmenin adı yalan şimdi
    Şimdi sevgili çıngıraklı yılan...

    Sığ limanda çürümeye durmuş bir vapur
    Kaptanı gitmiş
    Yolcusu yitmiş
    Umut kalır enkazlar altında
    Yıkık, harabe, perişan
    Günde sevda alev alev
    Gecede ihanet kokar
    Ne virane yürek para eder
    Ne sevilere susayan can
    Kan düşer günce yaprağına
    Sokaklarda siren sesi
    Alnımın içinde senin sesin
    Ellerim yanar
    Duman avuçlarımda
    Bakışında binlerce ciltlik ihanet
    Bakışımda milyonlarca isyan...

    Unutulmuş bir köşede ıslak bir mendil
    İzmarit dolu bir tabla
    Duman altı odalarda
    Tükenmiş bir kadın...
    Kadın şiir yazar karalar
    Şiir yazar yırtar 
    Kadın yazdıkça ağlar
    Ağladıkça yazar...

    Aşkın gözyaşları değil bunlar
    Nefretin zirvesinde bir sevgi
    Sevda sınırında öfke
    Dahiliğin uçlarında bir deli
    Delirecek bir dahi gibi
    Sonlara yaklaşır adım adım
    Son geldikçe uzaklaşır...

    Pus, ter, kan
    Paslanmış kalbin damarları
    Soluk soluğa
    Çığlık çığlığa geceler
    Çobanyıldızı da küskün
    Saçma sapan papatya falları da...

    Neyimi aldı benden seni sevmek
    Kangren yüreğine ne kazandırdı sevişim
    Ve ne verdi bana
    Tek avuntum hayalimdeki gülümseyişin
    Gidişin umuduma saplanan hançer
    Boş verdim artık sana da umutlara da...

    Duyurmadan suskunluğu kimseye
    İnat etmeden sevmeye
    Çekip gitmek sensizliğin ortasına
    Çizgilere dokunmadan
    Senin gidişin gibi bensizliğe...

    Gitmek şimdi körpe tomurcuğun bileklerinde ! ! !

    October 31

    ∂σѕт ѕρα¢єѕℓєя

     

     

    (¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)




    Dost Spaceine eklemek isteyenler için

    LOGO  kodlarım:

     

    <a target="_blank"href=" http://spaces.msn.com/members/HANDANN/" target="_blank"><img alt="(¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)" src="http://www.filelodge.com/files/hdd2/7740/h112.gif" border="0" width="150" alt="(¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)" /></a>
     
     
    ========================================================== 
     
     

     

     

    Image Hosted by ImageShack.us

    Dostluğun ve yardımların için

    TEŞEKKÜRLER..

     

    =================================================================

       
      

                 GeceMe hosgeldiniz              ESAT TORİK ADANA-TURKEY’adresine ulaşmak için Tıklayın

         özeltürk alanına gider  İPİKOPUKUÇURTMA spaces alanına gidermawi_slyah&mesut_alan metris'in sayfasına ulaşmak için tıklayın      ۩۞۩๑ MjoRasTe ๑۩۞۩'nin sayfasına ulaşmak için tıklayınız!    tıklamassan tararım :)    Image Hosted by ImageShack.usεїз ѕємαятιzм εїз sayfasına ulaşmak için tıklayınız!   aabeyin spacesi.Şehitlerin unutulmadığını kanıtlıyor... NE_DURUYON_TIKLASANA Free Image Hosting at www.ImageShack.usMusti Web Spaces LEVENT'İN KARDEŞLİK ALANINA GİDER  Image Hosted by ImageShack.us   made by 3fo

    (¯`°.•°•.★*[E R K A N]*★ .•°•.°´¯)'ın Dünyası dostbahcesi.netEMRAHs SPACE Benim Space'm için tıklayınÖzGüR DüNyA

     
    (¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)    ღ♥ღSen Benim Ruhsatlı Sevdam Ben Senin Sevda Keşinღ♥ღ p.@.ş.@ ® http://spaces.msn.com/KAYAGOLD/
     
    ARSLANTURK><IMG alt=sharpfriend'e gider... 

     

        

      αуℓιи¢є sayfasına ulaşmak için tıklayınız! SERSERİ_54_7 GöKHaN_'s space˙·٠•● cσмгαde ●•٠·˙◊◊◊няєууαη◊◊◊ Sαуƒαѕıηα υℓαşмαк ιçιη тıкℓαуıηız!

     

     
     
    [ gitaristercan.spaces.live.com ]◊◊◊яууηняη◊◊◊ Sαуƒαѕıηα υℓαşмαк ιçιη тıкℓαуıηız!
     

     

    October 16

    zιуαяєтçι ∂єfтєяι (gυєѕт иσтє-вσσк)

     

      

     Tam bir senedir, yağmurun izi üzerimde... Hala uyuyamıyorum. Her saat bitiminde, tam vazgeçecek iken uyanıyorum aniden. Odamın ışıklarını hala değiştirmedim. Hayallerimi başkalarının rüyalarıyla değiştirmiş olsam da.
    Rüyaların bittiğini kabullenmeye başladım artık.
    Şimdi, aynalarda gördüğüm görüntüler, kaybettiğimi düşünürken kazandığım yeni yanlarım mı acaba..?
    Yollarımı değiştirdiler, evimde değişti. Geceleri balkona çıkıp martılara ıslak ekmek atamayacak kadar uzak kaldım özverilerimden. Bu silinen geceler, içimde boş bir vadi yarattı.
    Denizlerim kayıp artık.
    Eskisi gibi özgür de değilim.
    Sığ sulara geri dönmem bir vurgun değil mi..?
    Yara almak ölümden daha kalıcıymış...
    Yağmurun izi gibi...
    Silinmiyor gözlerimden...

     


    Free Hit Counters