| Deli's profile(¯`♥´¯) eNdLeSsLoVe (¯`♥...PhotosBlogLists | Help |
|
April 16 уαиιт-ѕιz уαиgιиℓαя
YaNıT-SıZ YaNgInLaR
Hep azıcık bir vaktimin olduğunu anlattı kaybettiğim sevdalarım. Zamanın nasıl değerli olduğunu anladım, keşke bir kez daha sarılsaydım dediğim hoşçakal sözlerinde... Ölüm o kadar kalıcı ki, bir şeyler bitse de, içinde devam ediyor bu hiç bitmeyeceğini sandığın acı... Sana yazarken, her şeyin eskide kaldığını fark etmek canımı yakıyor. Alev alev sandığım bir aşk değil; belki de bir yanılgı! Sürekli resmine bakıp bakıp duruyorum. Gözlerindeki anlamı çözmek, sana kendimi yakın hissettirmek için kaç denizi aşmam gerekiyor acaba..?
Yollar sürekli yağmurlu ve kapalı...
Nan Gibi Ve gözlerin gelir geçer içimden, Su içerken, sen sokulurken akşam kızıllığına, Ekmeği bölerken, Yalnızsam, yıllar nasıl geçmişse aradan, Unutmak kolay sanmışsa şarkılar, Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı, Kör olsun sözlerim, unuttuysam adını, An gibi aklımdasın... Gelir geçer gemiler, Belki sende geçersin diye, Bir kumru konar her sabah pencereye, Bir miladı taşır gece bir yıldız, Soğuk olur, üşürsün ya adamakıllı, Hani sarılırsın kendine, Hani aklın karışır, Bu bir divaneliktir gönül ah'a alışır, Ömrüm bitse ne çıkar, Can gibi aklımdasın...
Gündür bu geçer gider,
April 15 BiTmE..
BİTME
Bitme, bak, içtim, yürüdüm, kederlendim
Denize girdim, üşüdüm, sana geldim.
Düş bitmeden, sen bitme.
Bitmeden sevgi gitme.
Bitme! Bak koştum, savruldum, hep örselendim.
Cigara ziftlendim, ille de seni sevdim.
Uzaklarda öyle çok kederlendim.
Günler bitmeden bitme.
Bitmeden hasret gitme.
Bu yangın geceler, bu intihar.
Gidersen paramparça yüreğimde ağıtlar!
Bu dolunay gecenin göğsünü yarar.
Benim göğsümde de sana geniş bir yer var.
Düş bitmeden sen bitme.
Bitmeden sevgi, gitme..
Yılmaz ODABAŞI April 07 αşк, υу∂υя∂υğυмυz єи güzєℓ уαℓαи!
ѕαиα
Sensizliğe mahkum oluşumun 30. gecesi de yine diğerleri gibi karabasanlarla çöktü sensiz dünyama. Sensizlikte seni yaşıyorum ne unutabildim seni, nede bir adım ileriye gidebildim... Bomboş odamın buz gibi duvarları sararken bedenimi, seni yaşattığım aşk ısıttı gecelerimi. Hiçbir şey avutmuyor... Hiçbirşey dindirmiyor içimdeki fırtınayı... Hala daha düşünüyorum neden neden neden....
Bir çıkmazdan diğerine sürüklenirken resimlerindeki bakışlarından bir tutam güç almaya çalışıyorum.
Anılarımız gelip geçiyor gözlerimin önünden... Seninle geçen her anımın mutluluğunu yaralarıma ilaç yapmaya çalışıyorum...
Ne sensizliği, ne de bu terkedilişi bu kadar hak etmişmiydim... Kimbilir belki ???
O son geceki son sözlerin hiç çıkmıyor aklımdan ... "daha ne günler yaşayacağız gülüm elele" demiştin... Madem ki gidecektin neden dedin... madem ki gidecektin neden geldin... Madem ki sevmeyecektin neden bu kadar sevmeme izin verdin... Şimdi bıraktığın enkaz hiç acıtmıyormu canını...
Bir intikamın vebalini mi ödüyorum ben !!! Suçum nedir bilmek istiyorum.... Beni dipsiz bir kuyudan çıkarmıştın, tam toprağa ayak basacaktım yeniden bırakıverdin ellerimi . Şimdi aynı dipsiz kuyuya doğru düşüyorum ve dibe vurmak istemiyorum... Bana çok güzel bir aşk bıraktın. Bir kusursuz aşk büyüttüm sana ve hiç pişman değilim... Sadece aşkımı sana ifade ettiğim için çok pişmanım... Hiç bilmemen gereken bir aşkı itiraf ettim sana ... Bilmeseydin hala yanımda olacaktın...
Şimdi ben yine senden önceki yalnızlığımla kendimleyim ve seninle geçen her anın hayaliyle ayakta durmaya çalışıyorum...
Sana teşekkür ederim... Bana çok güzel bir aşk yaşattın... ve terk ettin....
Sevgim ışık olsun yoluna ... April 06 18.мєктυρ
En güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz olmaksa... Biraz önce buradaydın. Aradan geçen zaman henüz kokunu bile dağıtamadı. Oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. Dokunduğun her yerde sıcaklığın var, baktığın her şey de aydınlığın. Gittin mi? Ben şimdi yalnız mıyım? Duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. Tarifi mümkün olmayan bir boşluk içindeyim. Gözlerim kapıda, belki yine gelirsin diyorum. Uzaktan ayak sesleri geliyor. Sen değilsin gelen biliyorum, ama yine de bir ümit var içimde vazgeçemediğim. Bir sigara yakıyorum ve seni arıyorum dumanın havada çizdiği şekillerde. Sonra ne yapacağını bilmeyen ellerime bakıyorum bir zaman. Ellerim hala ayrılırken ellerine temas etmenin hazzı içinde şaşkın ve kararsız. Oysa , o ellerle şimdi şiirler yazabilirim senin için, sana yokluğumun dayanılmazlığını anlatabilirim. Zaman hayli ilerledi. Evine varmış olmalısın. Kulağım telefon sesinde. Beni aramanı bekliyorum. Telefonun her çalışında umutla uzanıyor ellerim ahizeye. Oysa hep bir başkası çıkıyor karşıma. Kahroluyorum. Senden başkasının varlığına değil, sesine bile tahammülüm yok artık. Ağır dayanılmaz saatler geçiyor. Nihayet senin sesin telefonda. Beni anlayan, o özlemli kısık sesin. < Nasılsın > derken bile yüreğimi heyecanla dolduran, kanımı tutuşturan sesini işitmenin sevinci sarıyor her yerimi. Hiç bitmesin istiyorum konuşmamız. Senden başka bir şey düşündüğüm yok, dünya umurumda değil. Konuşuyor konuşuyoruz ve < Allahaısmarladık> diyorsun. Sana düşündüklerimi söyleyemiyorum.< Ne olur, yine gel ve hiç gitme artık> diyemiyorum. Boğazıma bir şeyler düğümleniyor. Ellerimde soğuk, hissiz bir aletle yapayalnız kalıyorum. Biraz önce sesini bana ileten telefon düşmanım şimdi. Hırsla ve kinle bakıyorum bir zaman. Sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor aklıma. Birden seviniyorum. Herşeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. Beşinci senfoniyi dinliyorum. Odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. Hiç ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. Yüzyılların ardından bir Beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. Ve sonra bir başka plakta Schumann ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. Aşkın ve sanatın ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum. Artık seni sevdiğime pişman değilim. Ümit Yaşar OĞUZCAN February 14 уüяєğιмι кαувєттιм
/Yüreğimi kaybettim/yapayalnızım/
Gülüşlerimi bir Gül'ün gölgesinde ..........sakladım sevinçlerimi bir sümbül'ün dallarında ............sarmaladım gözyaşlarımı bir yağmurun damlalarına ............iliştirdim acılarımı bir sevda'nın gözlerine ...........hapsettim birgün; bir papatya tarlasında papatyalar arasında kayboldu yüreğim, yüreğimi ararken yüreğini buldum! .......................... yüreğin benimle ya benim yüreğim nerede? ....................... ............................... yüreğimi o sevda'nın ellerinde ..........kaybettim şimdi yapayalnızım ! ! !
İlkgül ÇELEBİOĞLU
January 20 ѕσи-ѕυz σ'ℓмαуαи
BİTER Mİ YOKLUĞUN
Kaç gecede biter bu senin yokluğun
İçimin serinliği gibi her yüzümü güne döndüğümde Gözlerimde gözlerin açılır Günaydın der, gün güzellenir
Kaç zaman sensiz böyle yaşanır
Her sabah biraz daha eskiterek zaman beni Nerelerden akar içinin durmaz nehri
Vakitlerde raflanmış kaç anı götürür beni böyle ağır ağır ölüme
Özlemek dedikleri bunların dışında İki ayrı şehir gibi hiç kavuşmaz düşler yollar, köprüler kurulurda geçilmez
Kaç vakit daha yaşatır ümit seni Bitip tükenmeyen tekrar ediş nereye kadar beni oyalar
Sustukça ben sen başka hayatlardasın Susmasam benden uzakta Çağlar gezinir aramızda Yollar, köprüler kurulurda aşılmaz
Her yeni günle çağ yenilenir ve eskisi bir gün daha geridedir
Bir gün eski diye bir şey kalmaz
Unutulur...
BU BİR ÖZÜRDÜR
cümleler konuk dilimde bir yerlerden parça parça rast gele çarpmış sahiplenilmiş sonra
dağınık(lık)
anlamlandırma noktası;
hayatım sancıyor....
"biri tutup yıkasa kalbimi" sonra geri verse içimdeki hiddet kin aşk ben .....
bu bir uyku bir sessizlik kabus hatta karanlığımda çırpınan ellerimde insan yüzlerinden parçalar tırnağımın arasında kan ...................
İçimde çizikler çirkin üzerine birikmiş yaşam
yıkanma isteği ağlama isteği en kötüsü pişman olmamak..
bu bir özürdür.
birileri de benden dilemeli cami avlusuna bırakılmış bir cümle miyim?
..............
Arkasını kendisi getirecek o ilk cümlenin peşindeyim. Şimdi aksın istiyorum söylemek istediklerim irin gibi vücudumdan aklımdan. Bu bir kıble değişikliğidir.
Sonra yavaş yavaş unutmalıyım dili...
January 19 кυѕυя-ѕυz нαтαℓαя
Ben kendi hatalarımı biliyorum. Sende doğrularımı arıyorum sadece. Yanlışlarımı sorman hata.. Ömrüm boyunca, kusursuz kalamam ki Biliyorum, gittiği yere kadar aşk… Sonsuza kadar değil ama; sonuna kadar belki... Satır arası vedalar gibi… Yas gibi, yangınlara alışmak benimkisi... Şimdi bitireceksen, lütfen sus... Ne de olsa yanıtsızlığın, sözlerin kadar canımı yakmıyor..!
вιтιşιи çιğℓığı
AŞK FISILTILARI Nefesin nefesime karıştı Kokun kokuma Etin etime karıştı Gözlerim gözlerine Suyum suyuna Canım canına karıştı Bir dere Geldi tâ uzaklardan Gürül gürül Denize karıştı Gök toprağa karıştı Toprak sonsuzluğa Ben sana Sen bana Ümit YAŞAR
BİTİŞİN ÇIĞLIĞI Sözler tozpempeydi Susmalar uçuk mavi
Nerde benim belleğim Unutmuşum o en çok bildiğim sözü Bu gece ellerim bile dilsiz Konuştukça zehir yeşili Sustukça zifirden karanlık
Aziz Nesin
Bir garip hüzün çöker insana el ayak çekilince tek başına kalırsın dünyada etraf sessizleşince inan bu ev alışamadı hiçbir zaman sensizliğe şimdi sensizlik oturuyor kalkıp gittiğin yerde
Yalnızlığa elbet alışır bedenim yalnızlıkla belkide başa çıkabilirim çok zor gelse bile yaşar öğrenirim sensizlik benim canımı acıtan
Bir derin korku düşer ruhuma duvarlar seslenince karanlık oyun oynar aklıma gölgeler dansedince inan bana alışamadım hiçbir zaman sensizliğe şimdi sensizlik dolaşıyor çıkıp gittiğin bu evde
yalnızlığa elbet alışır bedenim Yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim Çok zor gelse bile yaşar öğrenirim Sensizlik benim canımı acıtan
AYRILIK SEVDAYA DAHIL
Attila İLHAN _________________________________________________________
Yüzleşme
"Yol üstünde bir çeşmeden payına düşen Susuz geldiğin yolun, içinde açtığı boşluk kadardır"
Ne kadar uzağa düşürsem de kendimden seni Rüzgara bırakılmış bir kitaptan En derin yarama inat senden satırlar açılır Binlerce olamamazlık içinde korkular kollarını dolar boynuma ve Gözlerimde ağlayamamak, dilimde suskunluk koltuğuna oturur Aklımdan sinema şeridi gibi yüzünden portreler geçer Ve bir ağaca bakışın Bir satırı kendine ait kılman Bir eşyayı düşüne ortak etmen seni özler içimde Mutsuz/mutlu bitmesi konuşula duran bir filmin bitmemesi gibi Sadece bende bir doygunsuzluk olur ikimizden evrene kalan sahneler Senden payıma düşen o veremeyeceğin Sensiz sana kadar gelişimin eksik yanından daha çok Sensizlikle devam ettiğim yolumun her çeşme başında İçimden bir boşluk daha havalanır Yüründükçe yollar, her çeşme başı içimde sana dair kuyular kazar Doyuramam kendimi Soluksuz ve sessiz bir bekleyiş olursun her gün biraz daha büyüyerek, çoğalarak içimde Ve yetemediğim her zaman, içimde sana işaret eder Yetebildiğim kadar ancak sana karşı koyabileceğim Beklemeden, ..
Gönderen sensin. Ne terk etmeyi istedim seni, Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi. Senin kadar öfkeliyim ben de. Senin kadar endişeli... Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana Ama inandıramadım seni. Sen, sorgularken beni kafanda Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla. Bir tek sözün bağlardı beni sana, Oysa sen hep susmanın koynunda. Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku, Teslim alır bedenleri de. Sütten çıkmış ak kaşık değildim Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza. O dünya ki bazen minicik bir odada Bazen kentin ortasında şekillendi. Nasıl da güzeldi... Zaten varsın diye her şey güzeldi ama Sen buna inanmadın. Ah bu sorular... Yaşamak varken sevdayı delice, Niye boğarız sorularla? Nasıl ikna edebilirdim seni? Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin. Ben, seninleyim dedikçe Sen, hayır dedin. Zaten az konuşan sen Olumsuz ne kadar sözcük varsa Bulup çıkardın ortaya. Bense hiç bir şey diyemedim. Ne kadar zarar vermişim sana meğer. Nasıl değiştirmişim seni. Oysa hiç böyle düşünmemiştim. Kimseye zarar vermek istemem ben. Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem. Ama öyle oldu işte. Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi. Çocukluğuna sığınır atlatırsın bu acıyı. Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz. Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık. Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı. Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan. Biliyor musun birtanem Gidişim yürekten değil, zorunluluktan. Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım. Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri yalancı yüzlerde ararım. Seni de götürürüm yüreğimde. Her zaman yokluğunu taşırım. Bulup, bulup kaybettim seni bebeğim. Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını. Ne yazık ki, kalamadın bana. Öpücüğümün kokusu kalacak kapının eşiğinde. Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın. Mehmet Coşkundeniz
BİR KIŞ MEVSİMİ Bir gri kaldırım boyu sürüklenişim. Ardımda kalanların arasında, Ardımda bıraktıklarımdan bin parça. Bir kış mevsimi, bir daracık pencere aydınlığı. Az zamanda, dar vakitte, uçup gitme zamanı... Rüzgarların saçlarımla seviştiği Günlerdeki kadar ılık, Son bir rüzgar dokunuşu istiyorum tenimde. Soğuk vuruyor yüzüme, zemheride bir gece. Sonra, cehennem örtüyor kendini üstüme, Üşümüyorum! Yarınsızlıklara gebe, rengi değişmiş bir hayat. Puslu bir hava kahpeliğinde ölüm soluğu. Ellerin kansız beyazında, Zoraki bir tutunuş yaşama dair Ve parmakların titrek çaresizliği, Bir o kadar yorgun... Anlaşılan o ki; Yaprak yaprak, Sarı sarı savrulmak zamanım. Dudaklarımın cılız çırpınışlarında, Son dua telaşım. Vakit; Duvaksız beyazlara sarılıp, Arsız mezarları, kefen kokusuna doyurma vakti. Hayatın son teneffüs zili çığlık kulaklarımda, Ve, şairin dizeleri, son teselli. "Bir çok giden memnun ki yerinden, Çok seneler geçti dönen yok seferinden"... © Kumru
ιкι кα∂ıи вιя ραzαя
İKİ KADIN BİR PAZAR Kadinlar pazar gunlerini sevmez... Erkek elinde kumandayla televizyon
karsisinda uzanirken kadin utu yapar. Erkek “benim karnim acikti” diye bagirirken, kadin camasirlari yikar. Kadin yemek yapar, kadin evi temizler, kadin bulasiklari yikar. ”Bugun bitse de su adam ise gidip ayagimin altindan cekilse“ diye soylenerek butun bir pazarini gecirir kadin... Ama bazi kadinlar pazar gunlerini sever..
Sabah yumusak bir opusle uyanir bazi kadinlar. Gulumseyip “biraz daha
uyuyacagim ben” der. Sevgilisi onu oylece birakip mutfaga gecer. Cay suyunu koyar, yumurtalari haslar. Kapi onune birakilan pazar gazetelerini alir. Kaynayan suyla once guzel bir kahve yapar kendine. Gazete basliklarina aceleyle goz atar. Yatakodasinin kapisinin acildigini duyar. Mutfaga gecip dolaptan peyniri cikartir. Sevgilisinin uykulu guzel yuzu tam ensesindeyken bilerek oyalanir. ”Sana harika bir kahvalti hazirliyordum, keske biraz daha uyusaydin” der. ”Olsun, birlikte hazirlariz” yaniti gelir hemen. Nergis dolu bir vazonun tam ortasinda durdugu masa, keyifli bir Pazar kahvaltisi icin ozenle hazirlaniverir hemen. Iki kizarmis ekmek isirigi arasina sikistirilan opuslerle uzar. Gazete uzerinden bakismalarla devam eder. Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
“Hayatim beyazlari makineye atiyorum varsa bir sey cikar” diye seslenir
salonda televizyon seyreden sevgilisine. ”Hayir askim, bende simdi mutfaga gecip ispanakli borek yapacagim” diye yanit gelir hemen. Keyifli bir telas baslar evin her yerinde.. Makine beyazlari yikarken, borekler firina verilir. Her yanyana gecis, kucuk sarilmalarla opuslerle dolu kisa molalar olur. Camasirlar asilirken, icerde ki kadin: ”sevgilim acele et, harika bir film yakaladim televizyonda“ diye seslenir.. Digeri kosarak gelir ve kanapede boylu boyunca uzanan sevgilisinin kollarina birakir kendini.. Filmi izlemenin keyfi, sicak dokunuslar ve oksayislarin hazzina karisir. Devam eder.... Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
“Hadi biraz yuruyuse cikalim” der uyuklayan sevgilisine.. Rahat pazar
kiyafetlerini giyip cikarlar evden. Kisa bir gezintiden sonra balikci tezgahinin onunde bulurlar kendilerini.. “Tekir alalim, yaninda kocaman bir salata yapariz” diyerek goz kirpar sevgilisine. Marketten o cok sevdikleri beyaz sarabi da alip evlerine donerler. Tatli bir telas baslar yeniden mutfakta. Baliklar temizlenip rokalar yikanirken birer kucuk kadeh sarap icerler. Her eylem sevgi dolu opuslerle bolunur. Cicekler ve mum isiklariyla suslenmis masa da , sohbet ve ask dolu bir aksam yemegi bekliyordur artik onlari. Bazi kadinlar pazar gunlerini sever.
Nevresimi daha yeni degistirilmis yataga giren kadin banyoda ki
sevgilisine seslenir.. ”Hadi hayatim, cabul gel”.. Kucuk sirin ayiciklarla suslu pijamasini cikarmasini seyreder sonra. Yorgani kaldirip yanina cagirir. Sicak teniyle isitir sevgilisinin ciplak tenini. Yumusak opuslerle tesekkur ederler birbirlerine bu harika gun icin. Sarilip huzur icinde uyurlar sonra... Lezbiyen kadinlar pazar gunlerini sever ...
Kırmızı/ 07.03.2005
VAZGEÇİLMEZİMSİN
Birine hiç vazgeçilmezimsin dediniz mi? Ya da her şeyden vazgeçerim ama senden asla? Henüz demediyseniz çok şey kaybediyorsunuz demektir. İnsanın içine işleyen bir ayaza ev sahipliği yapan kış baharında seni düşündüğümde içime yayılan sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini düşünüyorsam... Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam... Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam... Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa... İçtiğim çayın şekeri , sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması sen oluyorsan.... Sokakta bana bakan her insan, yüzümdeki tarifsiz sevinci görüp hayrete düşüyorsa.... Sevdiğin şarkıyı defalarca başa alıp bıkmadan defalarca dinleyebiliyorsam... Yüzlerce kişinin arasında bile kadehimi yalnızca senin şerefime kaldırıyorsam... Başımı döndüren şeyin aslında içki değil, sana olan aşkım olduğunu biliyorsam... Yorucu bir günün sonunda ufacık bir sözünle, bir gülüşünle uzun bir tatilden dönmüş gibi enerji doluyorsam... Gün boyu saatleri dakikakaları sayıp 'Neden geçmiyor bunlar' diye hayıflanıyorsam... Ve hep seninle buluşacağımı anı bekliyorsam kitap okurken seni düşünmekten kendimi alamayıp aynı satırı defalarca tekrar ediyorsam... Sonra sana bunu anlattığımda birlikte ne kadar güleceğimizi düşünüp keyifleniyorsam... Seninle ilgili planlar yapıyorsam.... Sadece varsayımlara dayalı olsa bile o planları mükemmelleştirmek için her ayrıntıda dakikalarca düşünüyorsam... İzlediğim filmdeki baş rol oyuncularını yerine kendimizi koyup '' Biz olsaydık böyle yapardık'' diyorsam... Yüzyıllardır sevgililerin kullandıkları klasik sözcüklerin benim duygularımı anlatmaya yetmediğine fark diyorsam ... Yine de bunları söylemekten hiç ama hiç bıkmıyorsam... Aşkımın coşkusunu sana yansıttığımda seninde bana aynı coşkuyla karşılık vereceğini biliyorsam... ' Hayatın en anlamlı şeyi ne ' diye sorduklarında tereddüt bile etmeden senin adını verebiliyorsam... Sen benim için vazgeçilmez olmuşsun demektir.
NEYLERSİN Bazen acı dinmez, bazen de yağmur Sevgilim gülümse, her şey unutulur Suskunuz bu akşam üstü Hasrete yanmışız, neylersin
ﮓeniﺄ ﮕevﺂﬠﻩrﺙm"SENİ SEVİYORUM" demeyi özlemek..
Akliniza geldikçe bu sözcükler, dilinizin ucuna takilir ve sonu huzursuz bir sessizliktir... Bu sessizlikler eksik bir sevgiyle birikir içinizde. Tüketilmis bir sevda vardir ellerinizde. Birisi veya birileri tüketmistir sevdanizi. Ve siz hep ayni sorulari soruyorsunuzdur kendinize "sevdalar tükenir mi?", "ask eksilir mi?" Bilmezsiniz eksilen ask degildir, sizsinizdir gidenin ardindan. Sevdiginizi söyleyemedikçe eksilirsiniz. Sevdiginizin yokluguna, seni seviyorum diyememenin acisina uyanirsiniz her gün... Giden gitmistir ama hesabi verilmemistir sevdanin. Birileri sevdanizi tüketmistir, sevdanizda sizi... Sanki sevdiginize bir kez daha seni seviyorum diyebilseniz geri dönecektir, "bak sevdan ellerimde, onu hiç birakmadim" diyecektir sevdiginiz... Yalnizliginizin avuntusudur bu... Ama bir kez daha "seni seviyorum" diyemezsiniz. Sevdaniz artik sessizliginizdir. Sessizliginizde eksilirsiniz ve sorulariniza bir yenisi eklenir; "sevda, eksiltir mi insanlari?" Gidenin bir gün geri dönmesinden, tekrar size "seni seviyorum" demesinden korkarsiniz. Öyle çok acimistir ki içiniz, sessizliginiz üzerinize öyle sinmistir ki sevdiginizin dönmesini isteseniz de, korkarsiniz. Çünkü siz artik siz degilsinizdir. İçinde "seni seviyorum" lar biriktirmis, bedenindeki dokunuslari göz yaslariyla yikamaya çalismis, yaralari kanamasin diye birilerine sarilamayan birisinizdir artik... Basit iki sözcüktür "Seni seviyorum" Ama bu sözcükleri söyleyemedikçe kendinizden uzaklasmışsınızdır... Sevdalarin tükenecegini, asklarin eksilecegini kabullenmissinizdir... Sözcükler anlamini yitirdiginde, yasaminda anlamini yitirdigini sonradan fark edersiniz ve sevdiginizin giderken hayatiniza anlam katan tüm sözcükleri de götürdügünü
November 02 ѕєνgι güи¢єѕι
sevmek üzerine çok şey vardı söylenecek
yaşamam gereken sevgiydi, aradığımdı hep yaşadım son an'ına değin son ki, sevgide olmayandı hiç elde var demedim rafa kaldırmadım içimdeki alev, gözlerimdeki bakış dinmeyen susuştu sevmek istedim seni, sevdim bitmedi, bitmeyecek, bitmemeli
ÖYKÜLENMİŞ BİR DÜŞ
Öykülenmiş bir düş gibi, düşüşlerde tek taraflı tutunduğum gözlerini sustum... yalan, sevmedim desem hep yalan... Bir ayrılık sancısı, bir kavuşmaya sevinememek, ellerine dokunabilme sanısı, bunca zaman habersizce biriktirilmiş sözler, bitmeyen bir senfoniyi dinler gibi suskun dinleyiciler, aklımda sen... Bir yandan sözü yazılan, bestesi yapılan diğer yandan çalınan ama ritmini hiç yitirmeyen bir yaşam desem, sevmek desem, bakkala gitmek gibi, yüzünü yıkamak gibi olağan olan... Tanrı gibi ellerine muhtaç olduğumu söylesem.... Olmadığını görmek, akşama dönmeyeceğini bilmek... aslında bu beklentilerden hayatın gerçekliği kadar uzak olduğunu bile bile istemek, istemeyi tercih etmiyorken... her gece konuk etmek seni rüyalarda... Elini sıkmak eline dokunamıyorken, gözlerin karşımda nefesin kulağımda içimde dağlar taşlar yer değiştirirken ve nehirler tozlarını alırken içimin, susmak.... İçi boş bir kıyafet olmak değil midir.... Bu yabancı, aslında yüzünü kaçıncı kez gördüğünün resmi değil midir... köşe başlarında soluk aranan... Seni sevmenin onur haftasıydı geçtiğimiz.... Benim olmadığım düğünler, senin olmadığın bayramlar yaşadılar,
bayramlık sevinçlerimi başucumda sustum hep... Sen gözlerin yaşam, başka sevinçler peşindeydin...
Hayatın birkaç bilinmezliğinden biridir ayrılık... Hep kaçamak cevaplar verilir; sebebleri sorulunca da suçlamalar başlar karşılıklı. Kimse ilk zamanlar anlamaz ayrılık vaktinin aslında yeni aşkların vakti olduğunu. Dayanılmaz bir sis çöker içimize. Yolları kapanır sanki benliğimizin. Söylenen bir kaç söz , kar yağdırır felç olan yolların üstüne, tıkanır her yol, her sokak, her mahelle. En son söylenecek sözler ilk önce çıkar iki dudağımızdan bilinmeden... Gözler buğulanır yada açılır öfkeden. Yıpranır tüm duygular, tüm heyecanlar. Yaşanmışlara lanet ederiz kendimizce. Hayatın bir maskeli balo olduğuna inanırız, herkesin melek maskeleri ile dolaştıgını görürüz sokaklarda. Ayrılık kurşunları doldurulmuş silahlar ise bellerde. Artık güvenimiz yoktur sevgiye ve aşka. O güzel duygularımız kundaklanmıştır. Sevginin sinesine hançerler saplanmıştır bir kere. Şehrin üstünü bulutlar kaplamıştır. Geceler en sadık dostumuz olmuştur. Duygularımız ve yaşadıkalımız artık rakı masalarında mezedir. Çevremizi mantık kostümleri ile gezen insanlar kaplamıştır. Artık bir daha sevmeyecegiz deriz kendimizce, efsunlu güzellikleri yitirdiğimizi sanırız. Maskeli balo misali devam eder hayat, anlar hızla tüketilir. Herkes melek maskeleri ile dolaşır yollarda, sokaklarda. Ayrılık kurşunları ile doldurulmuş silahlar ise bellerde. Korkak eller her an tetiği çekme telaşı içerisinde. Zor kararlar cesaretin gölgesinde yetişir. cesaretin ise dalları duygu çiçekleri ile bezelidir çoğu zaman . Duyguları takip etmenin son durağıdır mutluluk, hazır yürekler için. Tarih ve ayrılık kelimesinin telaffuz edilmediği dillerde ve prangasız gönüllerde filizlenir sevgi ile aşk çiçekleri. Sevgi göze alabilmektir, aşk ise hayatın mazereti.. EMRE ÖNDER
istiyorum söylemek istediklerim irin gibi vücudumdan, aklımdan. Bu bir kıble değişikliğidir.
Sonra yavaş yavaş unutmalıyım dili...
BİR AYRILIK SEREMONİSİ
Ve bir gün çıktın karşıma. Ve bu hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şeyin sen olduğunu da...
NEŞTER VE GÜL
SEN YOKTUN..
Sen Yoktun
kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır.
Hep aşktan konuşmalıyım İçimdeki yarayı büyütmeliyim Yüzüne baktıkça acı çekmeliyim Sonra bana dokunmalı, Elleri acılarıma değmeli Ağlamalıyım iyileşirken Sonra en baştan ...
OTLARIN GÖRKEMLİ ve GÜZEL
Nasıl bir sevmekse bu ??? İşte, Hâlâ “Var” olan “Ben” için! Yüzyılın yalancılarından bir yalancı olarak! Yüzüm bile kızarmadan! Gönlümde sanal bir yangın... (Ne garip.......?) Ateşsiz! Külsüz! Desem ki... Seni seviyorum! Her söz bir yana kaçsa! Sadece insanlar değil, Bütün kuşlar... Pınarlar... Ve rüzgârlar... Herkes sussa keşke... Her şey sussa... Ben de sussam da... Dolaysız, zamansız, apansız! (Nerededir o dem......?) Sadece Sen! Desen ki... Seni seviyorum!
November 01 вιуσℓσנιк ¢σşкυ
Hayvanlarda Homoseksüellik ve Doğal Çeşitlilik Susan McCARTY / Çev: İlker ÜNLÜ / İstanbul
Bu kitapta eşcinselliğin doğal kaynağı konusunda doğa sayamayacağımız kadar kanıt sunuyor. Bilimadamlarının gördükleri karşısında soluğu kesiliyor. Öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlar. Kimse gördüğünü gerçekten tanımlamak istemiyor. Dişi bir maymun bacaklarını diğer bir dişinin beline dolayıp klitoristini diğerininkine sürterken zevk çığlıklar atıyor. Araştırmacı açıklamaya başlıyor: Bu bir tür tanışma ya da barış/uzlaşma davranışıdır. Belki de besin değiş tokuş hareketi; ama bu kesinlikle seks değil. Kesinlikle lezbiyen bir seks değil. Altı iriboynuzlu yaban koyunu erkeği bir araya gelip birbirlerine sürtünüp, burunları ile birbirlerini dürtüyorlar ve birbirlerinin üzerine çıkıyorlar. Biyolog bunu "Agreseksüel bir davranış" olarak açıklıyor: sadece dominantlık sağlama yöntemi. Hayvanat bahçesindeki penguenlerden biri diğerine yaklaşıp uysal bir şekilde eğiliyor. Kuşlar neredeyse birbirinin aynısı ve ziyaretçiler hangisinin dişi ya da erkek olduğunu nasıl anlaşıldığını soruyorlar. "Davranışlarından anlayabiliriz" diyor araştırmacı. "Eric, Dora'ya kur yapıyor." Daha sonra bakıcı Eric'in yumurtladığı haberini veriyor. Gerçekler bizden hep saklandı. Dağ gorillerinden, kedi, köpeklere ve kobaylara kadar doğa homoseksüel ve biseksüel hayvanlarla dolu. Diğer cinsiyetle hiç ilişkiye girmeyen ve onların davranışlarını kabul eden travesti ya da biseksüel hayat süren hayvanlar var. Bruce Bagemihl 10 yılını hayvanlardaki alternatif seksüalite üzerine bilgi toplayarak biyolojik bir rapor tutmaya harcadı. 786 sayfalık "Biyolojik Coşku: Hayvanlarda Homoseksüellik ve Doğal Çeşitlilik" (Biological Exubarence: Animal Homosexuality and Natural Diversity) adlı kitabının ilk bölümünde hayvanlardaki homoseksüelliği ve biyologların bunun açıklamasında kullandıkları kaçamak yöntemlerden bahsediyor. İkinci bölümde orangutanlardan, balinalara, meyve yarasalarından sarıasmalara kadar yaklaşık 200 memeli ve kuşta sıra dışı seksüaliteyi tartışıyor. Bagemihl'in sakin tavrı, bilimsel söyleme çok uygun. Homoseksüel, erkekler arasında sosyal iletişim, çokludişi toplulukları, birleşik seksüalite, izoseksüalite ya da intraseksüalite gibi terimleri kullanmayı tercih eden bazı kimseleri korkutsa da hayvanların niçin gay, lezbiyen ya da ibne değil de homoseksüel ya da biseksüel olarak tanımlanabileceğini açıklıyor. Ancak bu kitap şaşırtıcı derecede yeni fikirlerle de dolu ve sayısız hayvani skandallarla örneklendirilmiş. Tek kriter sadece şehvet dolu bir seks değil, Bagemihl seksüel olmayan bağlardan da bahsediyor. Dişi grizzly ayıları bazen birlikte seyahat ettikleri, birbirlerini savundukları, yavrularını beraber büyüttükleri ve sanki daha uzun süre beraber kalabilmek için kış uykusunu erteledikleri beraberlikler kuruyorlar. Herşey sadece duygusallıktan ibaret değil tabiki. Bagemihl ayrıca homoseksüel ensest (tilkiler), tecavüz (albatroslar) ve homofobiyi de (beyaz kuyruklu geyikler) örnekleri ile belgeliyor.Favorileri ise sadece homoseksüel ilişkilerde gözlenebilen özel çiftleşme davranışlarına sahip hayvanlar. Erkek devekuşlarının % 2'si dişileri görmezden gelerek sadece erkeklere kur yapıyor. Erkek deve kuşları yine erkek flamingolar gibi gerçekten seks yaparken görülmeseler de yuva yapıp bazen de yetimleri büyütme görevini üstleniyorlar. Bazı homoseksüel hayvanlar tek gecelik ilişkiler kurarken bazıları uzun süreli beraberlikleri tercih ediyorlar. Gay ve lezbiyen kazlar beraberliklerini yıllarca sürdürüyorlar. Şişe burunlu yunuslar erkekli dişili çiftler oluşturmasalar da çoğu, diğer erkeklerle ömür boyu süren çiftler oluşturuyorlar. Bazıları sadece erkeklerle ilgileniyor; fakat diğerleri biseksüel ve burun ile genital uyarıma hepsi hevesle katılıyor. Erkek siyah kuğular kur yapıp uzun süreli beraberlikler koruyorlar. İki erkek kuğu, çok büyük bir bölgeyi diğer çiftlere karşı savunabiliyor. Bazen diğer çiftlerden çaldıkları yumurtalara da ebeveynlik yapmayı imal etmiyorlar. Kitabı okurken pek çok türün gay olduğu bir bir anlaşılıyor gibi; ama tabi ki konu bu kadar basit değil. Tüm bonobolar ve devekuşlarının %1'i homoseksüel aktivitelere katılıyorlar. Kısaca hayvanlar aleminde inanılmaz bir cinsel çeşitlilik söz konusu. Ancak dünya kesinlikle heteroseksüel hayvanlarla dolu ve çoğu hayvanın cinsel yaşamını henüz gözlemleyemediğimizden saptamalarımızda dikkatli olmamız gerekmekte. Pek çok tür henüz hiçbir şekilde seks yaparken görülmedi. Siyah sırtlı flamebackl er (?) şimdiye kadar sadece erkek erkeğe çiftleşirken gözlemlenmesine rağmen yavrularını köşedeki marketten almadıkları kesin. Bazı hayvanların niçin biseksüel ya da homoseksüel oldukları konusunda Bagemihl öz bir açıklama getiriyor. Açıkça hem doğa hem büyütülme yanı çevre ve biyoloji önemli rol oynuyor. Farklı Japon makak gruplarının kültürel fark olarak yorumladığı farklı düzeylerde homoseksüel davranış sergilediklerini örnek veriyor. Bu alternatif cinselliğin yaygınlığını göstermek bir yana Bagemihl, bu önemli bilginin nasıl görmezden gelindiği konusunda ilgi çekici örnekler veriyor. "Zooloji, oldukça tutucu bir alandır ve hayvan homoseksüalitesi üzerinde yoğunlaşmak kimseyi başarıya götürmez." Bir araştırmacı koyunlardaki homoseksüelliği belgelemesine rağmen yerini tamamen sağlamlaştırıncaya kadar bunu yayınlamamıştır. Şaşırtıcı olan sık sık gözlemcilerin ne gördüklerini tanımlamaktan aciz olmaları. Dişi ve erkek birbirine çok benziyorsa çiftleşen iki hayvan gördüklerinde üstekine hemen erkek deyiveriyorlar. Penguen Eric buna iyi bir örnek. Daha sonra ismi Erica 'ya değiştirildi. Hayvanlar bu tür davranışlar içine sık sık girdiklerinden artık araştırmacılar bunu saklayamıyor. Dürüst biyologlardan biri üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü yaban koyunları erkeklerinin birbirleri ile düzenli olarak seks yaptığı gerçeği ile uzun süre boğuşmak zorunda kalmış. "Erkeklerin gözlerimin önünde homoseksüel ilişkiler sergilediklerini söylemek kesinlikle beni aşan bir şeydi. Bu inanılmaz hayvanların "ibne" olduğunu kabul etmek, Tanrım, inanılır gibi değil". Bagemihl, araştırmacıların hayvanların homoseksüel olmayacakları konusundaki ustaca açıklamaları ile dalga geçiyor. Bu sadece dominantlık; saldırganlık; yiyecek için takas; sadece kafası karışık karşısındakinin de aynı cinsiyetten olduğunu anlayamadı; gerginliği azaltma yöntemi; sadece oynuyorlar, ve benim en çok hoşuma giden açıklama: tanışıyorlar. Dominantlık, yardımcı profesörlerin bulduğu en yaygın bahane. Bagemihl "dominantlık homoseksüel davranışlar için o kadar çok kullanılıyor ki sonunda anlamını yitiriyor" diyor. Tutsak hayvanlar, hapisanedeki insanlara benzetiliyor. Doğal olmayan bir ortamdaki mahkumlar gibiler bu nedenle de gerçekten homoseksüel değiller. Bazı tutsak hayvanlar "sevdiğinle olamıyorsan olduğunu sev" davranışını uygularken diğerleri de cinsel hayatlarını sona erdiriyorlar. İş özgür doğaya geldiğinde ise bu açıklamalar kendiliğinden çöküyor. Hayvanların bir diğerinin cinsiyetini anlamaktan aciz olduklarından homoseksüel davranışlar sergilemeleri fikri hayvanları aptal yaratıklar mertebesinde gören geri kalmış bakış açısından başka bir şey değil. Bazen en iyisi bundan hiç bahsetmemektir. Bir araştırmacı "beyaz kuyruklu geyikler" hakkında 800 sayfalık bir kitap yayınlıyor ve davranışla ilgili bölümden homoseksüel davranışlardan hiç bahsetmiyor. Amerikan Deniz Memelileri Komisyonu için hazırlanan hükümet raporunda katil balina erkekleri arasındaki homoseksüel ilişkiler basımdan hemen önce siliniyor. Bilim adamları sevdikleri hayvanları temize çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Gorillerin gay olduğunu öğrendiğimizde onları korumak için daha az mı duyarlı olacağız sizce? Bonobolar kısmen istisna. Son zamanlarda bonoboların seks hayatları hakkında oldukça fazla bilgi yayınlandı. Bonobolar yenidir; bonobolar zekidir ve en önemlisi bir bonoboyu seks yapmadan bir dakikadan fazla görüntülemek mümkün değildir. Ancak Sue Savage-Rumbaough'un harika "Kanzi: İnsan Zihninin Eşiğindeki Maymun" gibi bonoboların iletişim kapasiteleri hakkındaki popüler kitaplar, zeki ve yaratıcı primatlar izlenimi bırakıyor. Kanzi ve diğerlerinin kullanmayı öğretildikleri lexigramlar sadece seks hakkında değil. Ancak 67. sayfadaki "buraya gel"den "genital organını yaklaştır"a kadar bonobo seksi süresince hayvanların kullandığı el işaretleri diagramı oldukça ilgi çekici. Tutsak bonobolarca kullanılan bu işaretler Sue Savage ve meslekdaşlarınca keşfedilmiş. "Bu, hayvanlara ilgilendikleri konu hakkında konuşmaya izin vermeyip yeni bir dil öğretmek yapılan en büyük klasik hatalardan biri" diyor Savage. Alet yapımı konusu ise yine sansüre takılan gerçeklerden biri; özellikle de mastürbasyon yapımında kullanılan aletler. Yunuslar ve kirpiler nesneleri masturbasyon aleti olarak kullanıyorlar. Primatlar ise yine nesneleri bu amaçla modifiye ediyorlar. Dişi orangutanlar bu amaçla doğru boyutta oyuncaklar hazırlarken erkekleri yapraklarda delik açmayı tercih ediyorlar. Dişi makaklar yaprak ve dallardan en az beş seks oyuncağı yapma yöntemi var. Bir maymun elektiriği keşfetse ve bunu vibratörünü çalıştırmada kullansa eminiz bunu da kimse bize duyurmazdı. Zooloji tüm bu davranışları sapkın, doğal olmayan ve kötü olarak nitelerken Bagemihl tüm bu davranışların sorgulanmasından kaçınılmasını masaya yatırıyor. Homoseksüelliğin bir ortaya koyuş biçimi olduğu biyolojik taşkınlığın teorisini formülize ediyor. Üremenin ve dolayısı ile heteroseksüelliğin her şeyi açıkladığı fikrinin temsil ettiği biyolojik analizi gözden geçiriyor. Biyolojinin artık seksüalitenin açık amaçsızlığını kabul etmek zorunda olduğunun altını çiziyor. Seksüel zevk, kalıtımsal değer taşımaktadır ve daha fazla kanıta ihtiyacı yoktur. Bu görüşü kanıtlamak için Bagemihl, bekar ve üreme ile ilgilenmeyen hayvanlar ile seksin nadir ve güç olduğu türleri örnek gösteriyor. Tabiki üreme gerçekleşiyor ve doğal seleksiyonun gerçekleşmesi için üreme de şart. (Hayvanlar sonsuza kadar yaşasalardı üremek zorunda kalmazdılar). Bilmece, üremenin yön verdiği bir işlemin nasıl olup da üremeyen canlılar ortaya çıkardığıdır. Aslında bu bilmece hiç de çözülemez değildir. Aslında çeşitlilik, esneklik ve coşkunluk bunun parçasıdır. Karşı cinsiyetten bir penguenle çiftleşen penguenler doğal olarak yavru üreten bireylerdir ve her penguen en az bir heteroseksüel ilişki yaşayan penguenlerden üremişlerdir. Fakat bu o penguenin sürekli heteroseksüel ilişkiler gerçekleştireceği anlamına gelmemektedir. Atalarını üremeye iten zevk unsuru, penguen bunu kullanmak istediği her zaman hazırdır. Başarılı yaşam formları çeşitlilikle karakterize olur, kısaca değişen çevre onları yok etmez. Bu çeşitlilik seksüaliteye kadar uzanabilir. Yani biseksüellik ve homoseksüellik doğanın sapması değil cömertliğidir. Öyleyse hayvanlar gay ise ne olabilir? İnsanlar seks yaşamlarımıza hayvanlardaki çeşitliliğe bakarak sempati ile mi yaklaşacaklar? Bizi mahkemeye çıkardıklarında homoseksüel iki aslanı şahit gösterebilecek miyiz (Tabiki onlar selamlaşıyor olacaklar) ? Kendi genlerinin devamı için rakip erkek aslanların yavrularını öldürmeyi haklı çıkarmak içinse hayır. Hayvanlar bizim onaylamayacağımız pek çok şey yapmıyorlar mı? Bagemihl bu yaygın olarak kabul gören düşünce hakkında şunları söylüyor: Homoseksüelliğin doğallığı konusundaki tüm tartışma, hayvan homoseksüelliği üzerindeki açık ve net bilgiler ile sabit gerçekler konusundaki referansların yokluğuna dayalıdır. Artık bahane kalmadı. Bilimsel olarak belgelendirilmiş ve dikkatle resimlendirilmiş 750 sayfalık bu kitap, homoseksüelliğin doğal olmadığı söyleyen insanların yüzüne vuracak sayısız bilgi içeriyor. Kaos GL, Ekim 1999 / Sayı 62
ZİYARETÇİ DEFTERİME YAZILAN BİR MESAJI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM Selamlar sana diyecegim su ki sen lezbiyenligini yasamana heralde kimse bisey demiyor ama burda escincellik reklami yapmana acikcasi bir anlam veremiyorum!!! Bizler müslüman insanlariz ve islam ne derse ona inaniriz.Allah insanlari kadin ve erkek olarak yaratmistir ve 3. bir cinsin olmasi söz konusu bile degildir!!! Sen bir kurani kerimi lütfen acip lut süresini okurmusun bak neler yaziyor... yada ben sana buraya yaziyimda lütfen bir oku! KISSALAR VE İBRETLERİ Lut aleyhisselam’ın kavmiyle mücadelesi Ankebut suresinin 28-35. ayetleri arasında anlatılır. Lut kavmi cinsi bir sapıklık olan, şimdilerde eşcinsellik ve homoseksüellik diye tabirler kullanarak insanların gözünde hafifletmeye çalıştıkları erkek erkeğe ilişki gibi ağır bir cürüm işliyorlardı. Kur’an-ı Kerim bu cürmü “Daha önce dünyada kimsenin yapmadığı iğrençlik” olarak tasvir eder. Hz.Lut, kavminden yaptıkları bu iğrenç işi terk etmelerini isteyince onlar da, “Eğer senin dediğin doğru ise, biz yanlış yolda isek, haydi başımıza bela gelsin” diye karşılık verdiler. Bunun üzerine de Hz. Lut Allah’a dua etti ve Lut kavmine bela geldi. Belayı getiren melekler önce Hz. İbrahim’e uğradılar. Hz. İbrahim meleklere mani olmak istediyse de melekler artık hükmün verilmiş olduğunu, Lut kavminden sadece Hz. Lut ve ailesinin (karısı hariç) kurtulacağını ifade ederler. Sodom ve Gomore olarak tarihin kaydettiği Lut kavmi, iman etmeyen Hz. Lut’un hanımı ile beraber helak olur. İBRETLER 1. Erkek erkeğe ilişki çok ağır bir cürümdür. Hiçbir şekilde hafifletilemez. Fıtrata tamamen aykırıdır. Hiçbir yorum bu fiili meşru gösteremez. 2. Allahu Teala sevdiği bir kulunun duası ile bir kavmi helak eder. Allah indinde salih bir kul, kafir, fasık bütün bir kavimden değerlidir. 3. Lut kavminin fiili şu anda yaygın şekilde işlendiği halde toplu bir helak olmuyorsa bu, Efendimiz’in hürmetinedir. 4. Bir Peygambere akrabalık, o kişi mü’min olmadıkça bir değer ifade etmez. Ayrıca iman bir nasip ve bir kalp işidir. Peygamber hanımı da olsa bir kişi kafir olarak kalıp kafir olarak ölebilir. 5. Bela hükmü kesinleştikten sonra salihlerin duası da belayı defedemez. Bela hükmü kesinleşmeden dua ve sadakalarla belayı uzaklaştırmak gerekir. ••• Bakara suresinin 67 ile 74. ayetleri arasında, sureye de adını veren Beni İsrail’e Hz. Musa tarafından bir sığır kesme emrinin verilmesi anlatılır. Sığırı kesme emrinin Beni İsrail’den bir kişinin öldürülmesi üzerine verildiği rivayet edilir. Hz. Musa kavmine, “Allahu Teala bir sığır kurban etmenizi emrediyor!”deyince Beni İsrail (yahudiler) hemen emri yerine getireceklerine ayrıntı istiyorlar ve her ayrıntı istediklerinde emir biraz daha zorlaştırılıyor, sonunda emri yapıyorlar ama rivayetlere göre çevrelerinde tarife uyan sadece bir tane inek bulabiliyorlar. İBRETLER 1. Allahu Teala’nın emirlerine hemen ve sorgusuz teslim olmak gerekir. Dinin umumi emirlerinde ince ince ayrıntıya inmeye çalışmak dini zorlaştırmayı beraberinde getirir. Din, şeriat kolaydır. Her insanın yapacağı hükümleri ihtiva eder. İyi niyetle de olsa dini zorlaştırmaya çalışılmamalıdır. “İslam, kıldan incedir, onu yaşamak zordur.” gibi ifadeler yanlıştır. İslam dinini giriftleştirmeye kimsenin hakkı yoktur.. Allah’u Teala kulları hakkında kolaylık dilemiştir. 2. Beni İsrail (yahudiler) inatçı ve muteriz bir kavimdir. 3. Sığır Mısırlıların (firavunların) kutsal saydığı bir hayvandır. Beni İsrail arasında da neredeyse sığırın kutsallığına dair bir düşünce oluşmuştu. Hatta Samiri de bunu kullanarak altından buzağı yapıp kavminin tapmasını istemişti. İşte Hz. Musa bu emirle bu düşünceyi de kökten yok ediyordu. Her birimiz de içimize sinmiş olabilecek gayri İslamî tesirleri tesbit edip onlardan kurtulmalıyız. 4. Allahu Teala 74. ayette emirlerine ittiba etmeyen, yüz çeviren kimselerin kalbini kayadan daha katı olarak tasvir ediyor. Demek ki asıl kalp yumuşaklığı İslam’ı yaşamak ile mümkündür. ••• Enam suresinin 74 ile 83. ayetleri arasında Hz. İbrahim’in çeşitli temsillerle kavmine, tevhidi ve şirkin batıllığını nasıl anlattığı hikaye edilir. Hz. İbrahim önce babasına sonra da kavmine neye taptıklarını sormuş ve ardından kavminin kutsal saydığı, yıldız, ay ve güneşin ilah olamayacağı, hepsinin de geçici olduğunu delilleriyle anlatmıştır. Bazıları Hz. İbrahim’in yıldız, ay ve güneş için “İşte benim Rabbim bu.” ifadesini gerçek manaya anlamıştır ki büyük bir hatadır. Peygamberler peygamberlikten önce de sonra da şirkten uzak kalmışlardır. İBRETLER 1. Allah’a ve birliğine ya da çeşitli sıfatlarına inanmayanları mantıkî delillerle İslam’a davet etmek Kur’anî bir metottur. Ama sağlam bir mantık kurgusu ve sağlam deliller olmalıdır. 2. Tebliğe önce yakınlardan başlanır. Hz. İbrahim en yakınından, babasından başlamıştır. 3. Mü’min hiçbir müşrik ve kâfirden korkmamalıdır. İslam’ı tebliğden de hiçbir zaman çekinmemelidir. 4. İnsanların güç vehmettikleri, ilah yerine koydukları hiçbir mahluk, düşünce, ideoloji müslümanı korkutamaz, yıldıramaz. 5. İman emniyet, şirk korku getirir. ••• Hz. İbrahim kavminin taptığı putları devirmesi ve yine çeşitli delillerle putları terketmeleri gerektiğini kavmine anlatması Enbiya suresinin 51 ile 71. ayetleri arasında anlatılır. Hz. İbrahim babasına ve kavmine, niçin kendilerine fayda ve zarar vermekten aciz nesnelere taptıklarını sorar. Onlar da, atalarının da bu nesnelere (putlara) taptıklarını, kendilerinin de bunu devam ettirdiklerini söylerler. Hz. İbrahim hem kendilerinin hem de atalarının sapıklık içinde olduğunu ifade edince, kavmi Hz. İbrahim’in karşı çıkışına inanamaz ve Hz. İbrahim’e şaka ediyorsun herhalde derler. Hz. İbrahim de bunları şaka kasdıyla değil, ciddiyetle söylediğini ve herşeyi yaratan, yaşatan, nizam verenin Allah olduğunu ifade eder. Ardından insanların bayram münasebetiyle puthaneyi terkettiği bir günde bir balta alarak puthanedeki en büyük put hariç hepsini kırar ve baltayı da getirir, en büyük putun boynuna asar. Kavmi puthaneye gelip de putların kırıldığını görünce çılgına dönerler ve bu işi kimin yaptığını soruştururlar. Bir kısmı, daima putlar aleyhine konuşan İbrahim adında bir genç vardı o yapmıştır, derler. Hemen Hz. İbrahim getirilir ve bu işi kendisinin yapıp yapmadığı sorulur. Hz. İbrahim de boynunda put asılı heykeli göstererek, bakın en büyükleri olan bu put belki diğerlerini kızmış yapmıştır. Hem balta da onun boynunda, der. Kavmi Hz. İbrahim’e, biliyorsun bu heykeller hiçbir şey yapamaz, deyince zaten bu cümleyi bekleyen Hz. İbrahim kendilerine hiçbir faydaları olmayan bu putları terkedip tevhide gelmeleri, sadece Allah’a inanıp O’na ibadet etmelerini söyler. Hz. İbrahim’e delil getiremeyen kavmi, onu yakmakla, başına büyük belalar getirmekle tehdit ederler ama Allahu Teala peygamberini kavminin şerrinden muhafaza eder. İBRETLER 1. Vahiyden, hak dinden uzaklaşan insanlar bir sürü şeyi kutsallaştırabilirler ve bunda da en büyük delilleri, atalarının veya başkalarının aynı işi yaptığıdır.. 2. Ataların her yaptığı doğru değildir. Herşeyin ölçüsü İslam’dır. 3. İnsanları bazen çok sarsıcı şekilde İslam’a davet etmek gerekebilir. Böyle durumlarda çekinmemek gerekir. 4. Tebliğ, İslam daveti zamana ve zemine göre değişiklik arzeder. İnsanların batıl inançlarına, ilah edindikleri şeylere sövmemek gerekir ama onların batıllığı da söylenmelidir. Gerekirse o putlar yerden yere vurulmalıdır. 5. Allah’tan başkasını ilah edinenler aslında ilah edindikleri şeylerin hiçbir şey yapamayacağını bilirler. Ama çeşitli sebeplerle o inanç işlerine gelir ve inancı terketmek istemezler. 6. Delil getiremeyen, insanları ikna edemeyen her gücün, iktidarın yapacağı iş zorbalıktır, tehdittir. Kendilerince insanları cezalandırmakla tehdit ederler. 7. Allahu Teala kendi yolunda çalışanları belalardan muhafaza eder. O dilemedikçe bir şey olmayacağı için, yakma hassası olan ateş bile O isterse yakmaz. İnsana ızdırap vereceği düşünülen işkence, hapis veya türlü belalar, O’nun lütfuyla huzura dönüşür. Acizane bu kıssalardan bizim çıkarabildiğimiz ibretler bunlardır. Okuyucularımız belki çok daha farklı ve güzel tesbitlerde bulunacaklar, ibretler çıkaracaklardır. En doğrusunu bilen Allah’tır.
Bugün Ayris arkadaşın spacesinde okuduğum bu kısa hikaye hoşuma gitti ve bunu da paylaşmak istiyorum sizlerle..
gιтмєк..Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
Gitmek Gözlerim ağlayan mutsuz çocuk Bitkin yüreğim Umuda sarılmış yasaklanmış düşlerim Bahar gelmiş Gelmesin! Kırık bir kuş kanadında Yarım kalmış bir sevdayım Sessizliği haykırır nefesim Kahrolası nefesini özledim Gülerdin Gülerdi elimde açılan gül Susardın Beklerdi sesini şarkım Giderdin Kalırdı çaresiz yollar Düşsem diyorum karanlıkta, gecede Üstüm başım çamur Ellerim kir pas içinde Yağmur yağıyormuş yağsın Daha Daha çok yağsın Yağmur ne yazar okyanusa Sensizlik ummanında kalmışım Gecedir yüreğin her atışı Hicran olur vuslatın hasreti Yaşamaktır ölmek gözlerinde İklimdir bu Hüzündür Sırdır... Kokuşmuş bir kuş cesedi kalır şimdi elimde Gözbebekleri oyulmuş... Bir yokluk kalır düşüme yoldaş Çok çok bir umutsuzluk Sessiz bir ıslık yalar bedenimi Altı üstü nedir ki Bir ömür Bir ölüm... Çekili perdesi, tülü sevmenin Çenesi bağlanmış yaşama sevincinin Korsan bir kitap kadar ahlaksız şimdi Çiçeğe durmuş körpe tomurcuk Bileklerinden bağlı intihar ranzasına... Yalan dediğimiz kaç kelime Neler açar başına Nelere mal olur Hınç ondan çıkar Sefalet ondan Rezalet ondan Sevmenin adı yalan şimdi Şimdi sevgili çıngıraklı yılan... Sığ limanda çürümeye durmuş bir vapur Kaptanı gitmiş Yolcusu yitmiş Umut kalır enkazlar altında Yıkık, harabe, perişan Günde sevda alev alev Gecede ihanet kokar Ne virane yürek para eder Ne sevilere susayan can Kan düşer günce yaprağına Sokaklarda siren sesi Alnımın içinde senin sesin Ellerim yanar Duman avuçlarımda Bakışında binlerce ciltlik ihanet Bakışımda milyonlarca isyan... Unutulmuş bir köşede ıslak bir mendil İzmarit dolu bir tabla Duman altı odalarda Tükenmiş bir kadın... Kadın şiir yazar karalar Şiir yazar yırtar Kadın yazdıkça ağlar Ağladıkça yazar... Aşkın gözyaşları değil bunlar Nefretin zirvesinde bir sevgi Sevda sınırında öfke Dahiliğin uçlarında bir deli Delirecek bir dahi gibi Sonlara yaklaşır adım adım Son geldikçe uzaklaşır... Pus, ter, kan Paslanmış kalbin damarları Soluk soluğa Çığlık çığlığa geceler Çobanyıldızı da küskün Saçma sapan papatya falları da... Neyimi aldı benden seni sevmek Kangren yüreğine ne kazandırdı sevişim Ve ne verdi bana Tek avuntum hayalimdeki gülümseyişin Gidişin umuduma saplanan hançer Boş verdim artık sana da umutlara da... Duyurmadan suskunluğu kimseye İnat etmeden sevmeye Çekip gitmek sensizliğin ortasına Çizgilere dokunmadan Senin gidişin gibi bensizliğe... Gitmek şimdi körpe tomurcuğun bileklerinde ! ! ! October 31 ∂σѕт ѕρα¢єѕℓєя
Dost Spaceine eklemek isteyenler için LOGO kodlarım:
<a target="_blank"href=" http://spaces.msn.com/members/HANDANN/" target="_blank"><img alt="(¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)" src="http://www.filelodge.com/files/hdd2/7740/h112.gif" border="0" width="150" alt="(¯`¦´¯) eNdLeSsLoVe (¯`¦´¯)" /></a>
Dostluğun ve yardımların için TEŞEKKÜRLER..
================================================================= ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
![]()
October 16 zιуαяєтçι ∂єfтєяι (gυєѕт иσтє-вσσк)
Tam bir senedir, yağmurun izi üzerimde... Hala uyuyamıyorum. Her saat bitiminde, tam vazgeçecek iken uyanıyorum aniden. Odamın ışıklarını hala değiştirmedim. Hayallerimi başkalarının rüyalarıyla değiştirmiş olsam da.
|
|
|